Neden bizim çocuklarımız çok ağlayan ve huzursuz çocuklar?

Neden çocuklarımızı yönlendirmekte bu kadar zorlanıyoruz?

Neden çocuklarımızla bu kadar çok gerilim ve sinir harbi yaşıyoruz?

Neden sıramızı beklemek yerine öne geçerek başkasının hakkını gasp ediyoruz?

Neden kırmızı ışık ihlali yaparak sürekli kendimizin ve başkalarının hayatını riske ediyoruz?

Neden emniyet kemeri takmamak konusunda bu kadar ısrar ediyoruz?

Neden yollarımız hep çukur, kaldırım taşlarımız sökük, kentlerimiz estetikten bu denli yoksun?

Neden günü ve saati belli etkinliklere her zaman geç kalıyoruz ?

Neden ormanı, denizi, sokakları çöplüğe dönüştürüyoruz?

Neden toplu taşıma araçlarında bağıra bağıra konuşuyoruz?

Neden spordaki başarılarımız geçici ve güdük?

Neden teknolojinin yalnızca tüketicisiyiz?

Neden kadınlar ve çocuklar bu denli şiddete maruz kalıyor?

Neden bu denli gergin ve huzursuz insanlarız?

Neden yaşadığımız sorunlar için hep başkalarını suçluyoruz?

Neden her şeyi “Burası Türkiye” diye açıklıyoruz??

Bütün bu sorular değişebilir ve artırılabilir, ama cevap değişmeyecektir: Eğitim !

Biz genelde eğitimi okulda yapılan ders faaliyetleri olarak düşünüyoruz. Oysa dersler öğretim faaliyetleridir. Eğitim ise, ailede başlayan, aile ve okul da dahil hayatın her alanında devam eden, bireyin düşünme biçimini ve kişiliğini şekillendiren, kişiyi o kişi yapan “olumlu” ya da “olumsuz” süreçtir.

Biz eğitimi dar anlamda okuldaki ders faaliyetleri olarak düşündüğümüz için eğitimi olumlu bir çaba ve sonuçları olumlu bir süreç olarak algılıyoruz. Oysa olumsuz süreçler ve sonuçlar da eğitim sürecidir. Bir insanın yardımsever bir insan olması da bencil bir insan olması da okuldan bağımsız olarak eğitim sonucudur. Özgüveninin yüksek olması da düşük olması da okuldan bağımsız olarak eğitim sonucunda oluşan durumlardır. Yani bir insan olumlu özelliklerini nasıl eğitim yoluyla kazanıyorsa olumsuz özelliklerini de eğitim yoluyla kazanmaktadır. Bu bağlamda dünyada sosyal ortamda iyi ya da kötü olarak nitelendirilen tüm insanlar okula gitsin ya da gitmesin eğitimlidir. Okuldaki öğretim faaliyetleri insanları bir konuda meslek sahibi yapabilir ama o insanın nasıl bir insan olacağını yani düşünme biçimini ve kişiliğini belirleyen eğitim sürecidir. Daha somutlaştırmak gerekirse, örneğin siz kaba bir doktor olabilirsiniz; doktor olmanız öğretimle ilgilidir, ama kaba olmanız eğitimle ilgilidir, siz özgüveni ve iç görüsü düşük bir öğretmen olabilirsiniz; öğretmen olmanız öğretimle ilgilidir, ama özgüveninizin ve iç görünüzün düşük olması eğitimle ilgilidir, siz kırmızı ışıkta geçen bir avukat olabilirsiniz; kırmızı ışıkta geçmeniz eğitimle, avukat olmanız öğretimle ilgilidir. Yani bir insan benlik saygısı ve özgüveni düşük, yetersizlik duyguları yaşayan, haddini bilmeyen, bencil, öfkeli, mutsuz ve çaresizlikle boğuşan bir üniversite mezunu olabileceği gibi, benlik saygısı  ve özgüveni yüksek, sınırlarını bilen, yardımsever, huzurlu, mutlu bir ilkokul mezunu da olabilir.

İnsan kişilik özelliklerini matematik, Türkçe, coğrafya, tıp ya da hukuk gibi öğretimsel faaliyetlerle kazanmaz. İnsanın kişiliğini biçimlendiren başta ailesi olmak üzere, okulun da dahil olduğu sosyal çevresinin çocukluktan itibaren ona karşı sergilemiş olduğu tutumlardır, yani eğitimdir.

Yukarıda sorduğumuz soruların tam cevabını; çünkü biz böyle eğitiliyoruz olarak değiştirmemiz gerekiyor. Ama maalesef eğitim ve öğretim arasındaki farkı bir türlü açık bir şekilde ortaya koyamadığımız için eğitim konusundaki sorunları bir türlü doğru tespit edemiyoruz ve dolayısıyla çözümler üretmekte de zorlanıyoruz. Biz hep doktor, öğretmen, mühendis, avukat vb. yetiştirmeye uğraşıyoruz. Eğitimin doktor, öğretmen, avukat vs… yetiştirmek değil, bu insanların nasıl insanlar olduğunun belirlendiği süreç olduğunu anlamanın zamanı gelmedi mi?

Eğer doktorun size kaba davranmasından, öğretmenin şiddet uygulamasından, mühendisin kaytarmasından, avukatın yasayı ihlal etmesinden, kaldırımların ve yolların çukurlarından, o çukurlara düşüp ölmekten, küçücük bir depremde binaların altında ezilmekten, bilim üretmedeki gerilikten, spordaki başarısızlıktan, sanattaki kabızlıktan, denizdeki kirlilikten, sokaklardaki çöplükten, kadınlar ve çocukların gördüğü şiddetten, “bunlar neden hep benim başıma geliyor” demekten ve her şeyi kendinizi aşağılarmışçasına “Burası Türkiye” diye açıklamaktan rahatsız olmuyorsanız, sorun yok! Ama rahatsız oluyorsanız öğretim olanaklarını artırırken, eğitimi tekrar gözden geçirmenin ve önceliğe almanın zamanı gelmiştir ve de geçmektedir. Aksi takdirde olup biten her olumsuzluğu adeta kendimizi aşağılarmışcasına “Burası Türkiye“ diye açıklamaya devam edeceğiz.

Eğitim öncelikle bireysel düzeyde kişiyi biçimlendirir belki, ama yukarıdaki sorulardan da anlaşılacağı üzere hem bireysel hem toplumsal sonuçları olan bir süreçtir. Eğitim, ruh sağlığı, toplumsal ve günlük yaşamdaki gelişmişlik açısından temel belirleyici süreçtir. Çocuk eğitimi konusunda doğru bir çaba gösterenler, bu ülkede yaşayan herkesin daha mutlu, daha başarılı olmasına, aynı zamanda toplumsal ve günlük yaşamın gelişmişliğine katkı sağlayarak ülkemizin daha yaşanılabilir hale gelmesine katkıda bulunuyor ve bulunacak demektir.

Unutulmamalıdır ki! Eğitim, özellikle okul öncesi eğitim; koruyucu ruhsağlığının, toplumsal yaşamdaki gelişmişliğin ve günlük hayattaki yaşanabilirliğin en önemli belirleyicisidir.

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol