İstanbul, dünyanın en güzel kentlerinden birisidir. Yeni 
yapılan gökdelenleri ve saçkıran olmuş insan kafasına
benzeyen ağaçsız gecekondu bölgelerini saymazsak,
insan yapısı bir kent ancak bu kadar güzel olabilir.
Cennetten düşmüş bir tablo gibi İstanbul..
Piyer Loti Tepesi’nden İstanbul, Eyüp Sultan Cami,
Sultanahmet, Yeni Cami, Süleymaniye, Kılıç Ali Paşa 
Cami, Galata Kulesi, Beyazıt Cami, Ayasofya, Topkapı 
Sarayı, yamalı görüntüsüyle İstanbul surları ve çok 
uzaktan, bulutları delercesine göğe uzanan iki minaresiyle,

kendini izleyenlere el sallayan Ok Meydanı Cami

ve Haliç’iyle, “İstanbul, rüya gibi bir kent!” dedirtecek

türden bir görüntü sergilemekte…

Piyer Loti Tepesi’nde, İstanbul’un muhteşem görün
tüsüne bakarak çayınızı yudumlarken, büyük üstad
Münir Nurettin Selçuk’un bestelediği: 
“Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul 
Görmedim, gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer,
Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.”

şarkısının sözlerini, Yahya Kemal Beyatlı, herhalde 
İstanbul’a bu tepeden baktıktan sonra yazmış olmalı
diye düşünüyorsunuz. 
Yahya Kemal’e bu şiiri yazdıran tepe, Piyer Loti Te-
pesi’nden başka, Süleymaniye Camii’nin bulunduğu 
tepe, Çamlıca Tepesi ya da bir başka tepe de olabilir 
elbet.
Ancak şurası kesin ki,Piyer Loti Tepesi’nden İstan-
bul, Boğaz’a sereserpe uzanmış en güzel görüntüle-
rinden birini sergilemekte..

İstanbul’u bu tepeden izleyince, İstanbul’un diğer 
tepelerden görünen görüntüsünü de merak ediyor
ve İstanbul adındaki yedi tepeli bu tavus kuşunun 
renkli tüylerini İstanbul’un yedi tepesinden de görmek için,

içinizde karşı konulmaz bir isteğin oluştuğunu duyumsuyorsunuz..
Ve eşsiz güzellikteki Eyüp Sultan Cami yanından Pi-yer Loti

Tepesi’ne yürüyerek çıkarken, Boğaz manzalarına baka

baka içinden geçtiğiniz Eyüp Sultan Mezarlığı’nda yatan

Necip Fazıl Kısakürek’in şu dizeleri dökülüyor dudaklarınızdan:

“Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar.

Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar…” 
İstanbul’u, Boğaz Kıyıları’na öylesine uyumlu kondurmuşlar ki,

Rumeli Yakası’nda, sahil şeridi boyunca oltalarla

balık tutmaya çalışan amatör balıkçılar, belediye
otobüsleri ve tramvaylarla ulaştığınız Bahçe Köy’deki 
canlı bitki müzesi anlamına gelen Atatürk Arboretumu 
ve bu arboretum içindeki, dünyanın farklı bölgelerin-
den getirtilip yetiştirilmiş çeşit çeşit bitkiler, kuğulu havuz,

dev gibi ağaçların bol yapraklı dalları arasından 
kulaklarınızı okşayan kuş sesleri, Emirgan Koruluğundaki

lalelerle süslü toprak parçaları, yapay şelalerden 
şırıl şırıl akan suyun oluşturduğu ördekli gölet, beyaz, 
sarı ve pembe ev olarak adlandırılan tarihi yalılar, 65 yaş 
insanına sunulan bedava tuvaletler ve buraya gelirken
sahil boyundan izlediğiniz, Çamlıca Tepesi’nden Süleymaniye

Camii’ne selam veren Çamlıca Camii’nin altı 
minareli görüntüsü, insanın tekrar tekrar görmeyi arzu 
ettiği yerler olarak belleğinizde yer ediyor..

Eminönü ve Sirkeci’deki vapurları, buradan izlemeye 
doyum olmayan Yeni Cami, Süleymaniye, Beyazıt Cami,
ve Galata Kulesi’nin görüntüsü, on liraya satılan ekmek 
içindeki balık kokuları, güvercin gurultuları, Samatya,
Taksim, Beyoğlu, Beşiktaş, Maslak,Ortaköy, Bebek, Emir-
gan, Aşiyan ve buralardaki yatlar, vapurlar, kayıklar, köp 
rüler, oltayla balık tutanlar ve birbirini umursamayan bireylerden

oluşan insan kalabalıklığı, her biri, inanın her 
biri tek başlarına anlatılmaya değer güzelliklere sahipler.

Kim demiş “İstanbul’da zaman makinesi yok” diye.
Ben sadece Fatih İlçesinde, sekiz günlük zaman diliminde,

yirmiden fazla zaman makinesi içinde şükür 
namazı kılıp, dua ettim birader.

İçinde binlerce acı-tatlı hatıra saklayan İstanbul Surları,

Örümceksiz Cami, Cafer Ağa Cami, Şeyh Raşit Cami,
İbrahim Çavuş Cami,İskender Ağa Cami, Arakiyeci Mehmet Ağa Cami,

Evliya Cami,Veledi Karabaş Cami, Hasan
Sezai Türbesi(!), Çivicizade Cami, Kalburcu Mehmet 
Cami, Hasırcı Melek Hatun Cami, Melek Hatun Camii,
Çavuşzade Cami (Cerahpaşa’da), Aydın Kethüda Cami, 
0ruç Baba Türbesi, Sümbüllü Baba (Topkapı), Kürkçübaşı

Mehmet Efendi Cami ve Türbesi, Beyazıt Ağa Cami,

Pazar Tekkesi Cami ( Topkapı), Merkez Gazi Kara 
Ahmet Paşa Cami, Mustafa Çavuş Mescidi (Topkapı),
Süleymaniye Cami, Beyazıt Cami, Eyüp Sultan, Sakallı 
Mehmet Ağa Cami, Seyyid Ömer Cami, Şeyh Hüsamet-
tin Cami,Has Odabaşı Behruz Efendi Cami, Merkez
Efendi Tekkesi, Fatih Cami ve Çapa Yolu’ndaki Ceylani 
Tekkesi Cami…Herbiri, evet her biri sizi iki yüz yıl, üç
yüz yıl,dört yüz yıl ve hatta beş yüz yıl gerilere götürecek

güzelliklere ve özelliklere sahip birer zaman makinesi gibi.
Bu zaman makinelerinin kiminde Haliç’e gemi indirirken

beyaz yeleli atını Haliç’in köpüklü sularına süren 
Fatih Sultan Mehmet’i görüyor, kiminde Ulubatlı Hasanla

birlikte surlara tırmanıyor, kiminde cami duvarına

harç taşıyıp, taş üstüne taş koyarken, ıslıkla memleket

türküleri çalan işçilere “kolay gelsin!” diyorsunuz..

Kiminde de Fatihin Hocası Ak Şemsettin ile birlikte secdeye varıyor,

kiminde, Medine’ye hicret olayında, Hz .
Muhammed’i evinde aylarca misafir eden Eyüp Sultan
adına yaptırılan Eyüp Sultan Cami’nin bahçesindeki 
dev çınar ağaçlarının önünde, Eyüp Sultan’ın buralara 
geldiğini düşlüyorsunuz.
Kiminde padişah I.Ahmet’in, altı minareli Sultan Ahmet 
Camii’ni hangi mimara yaptırdığını, kiminde Mimar Sinan’ın,

Süleymaniye Camii’nin minarelerine neden on
tane şerefe koydurduğunu sorup öğrenirken, ister istemez

Yahya Kemal’in Süleymaniye Bayram Sabahı şiirini

Hatırlıyor ve Süleymaniye’den Haliç’in görüntüsüne 
bakmaya doyamıyorsunuz.

Kısaca , kiminde II.Mahmut, kiminde Yıldırım Beyazıt, 
kiminde II.Beyazıt, kiminde Abdülaziz ya da Abdülhamit-
li günlere uzanıyor; işgal günlerinde, Yıldız Sarayı’nın 
pencerelerinden Boğaz’a demir atmış İngiliz gemilerini 
hayal ederken, 12.mart.1921 tarihinde T.B.M.M’de ,
zamanın Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver
tarafından defalarca okunduktan sonra İstiklal Marşı 
olarak kabul edilen Mehmet Akif’in şiirini içinizden tek-
rarlıyorsunuz .
”Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak 
Sönmeden yurdumun üstünde en son ocak…”
..ve Aksaray’dan geçerken, II.Mahmut’un ilk eşi ve Abdül-
aziz’in annesi olan Pertevniyal Sultanla birlikte, Pertevni-
yal Valide Sultan Camii ve Pertevniyal Valide Lisesi’nin ,
insanı kendine çağıran duvarlarını okşuyorsunuz...

DEVAM EDECEK...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol