BABALARIMIZIN YAZLIKLARINDA BÜYÜMEDİK…

Abone Ol

ENEZ MEKTUBU

Yazmış olduğum “YOLLAR AÇILMALI MI, SAHİLCİLER YAZLIKLARINA GELMELİ Mİ?” başlıklı yazıma aldığım çok olumlu ve destekleyici yorumların yanı sıra, az da olsa tepkisel yorumların da varlığı beni çok şaşırtmadı. Söz konusu yazımın başında da belirttiğim gibi “Başımıza gelen bu felaketin ne anlama geldiğini, boyutlarını galiba çoğumuz henüz fark edebilmiş değiliz.” Her gün 90-100 ocağa ateş düşüyor, bugüne kadar üç binden fazla kayıp verildi. Hatta ailecek sönen yaşamlara tanık olduk. 2000 civarında insanın ya yoğun bakımda, ya da solunum cihazına bağlı olarak yaşam savaşı verdiği, 50 bin kişinin tedavi sürecinde olduğu bir ülkede ortak hedefimiz bu salgının bir an önce söndürülmesi olmalı. Ama kimilerinin gündemi ve önceliği ne yazık ki bu değil.

***

Binbir emekle yetişmiş profesörlerin, doktorların, sağlıkçıların bu savaş verilirken kaybedilmesi demek ki bazılarımızın pek umurunda değil… Onlar niçin öldüler? “İyileşsinler” diye çabaladıkları insanlar acaba kaç profesör ederdi? Daha 2 ay öncesine kadar dipdiri aramızda olan genç/yaşlı insanlar hangi sorumsuz, vurdumduymazın bulaştırdığı bu virüs yüzünden yaşamlarını yitirdi? Farkında mıyız? Bunlar bizim için bir anlam ifade ediyor mu?

Demek ki konu; bu yıl bizim yazlığa gelip gelemeyeceğimiz değil. Şu anda bizim tek sorunumuz, solunum cihazına bağlı olarak yaşam savaşı verenler ve eğer yanlış yaparsak bizim yüzümüzden bu solunum cihazına mahkûm edeceğimiz, hatta ölümüne neden olabileceğimiz insanlarımız olmalı. Kaldı ki pek çoğumuz babalarımızın yazlıklarında büyümedik.

Öyleyse şu aralar hepimiz için en gerekli olan en önemli 2 şey var: Akıl ve sabır..

***

Bir de okuduğunu anlamayanlar, ya da okumadığı halde yorum yapmayı sadece kendi işi sananlar var. “Yasaklar kalkacak ama Ulaş Demiray buna engel oluyor” diye hiddetlenen var. “Enez senin babanın köyü mü?” diye işi mülkiyet sorununa getirmeye çalışanlar var. Fikirlerime karşı çıkmayan ama üslubumu yanlış bulanlar var. “Size bu yetkiyi kim verdi?” diye haddimi bildirmeye kalkanlar, ya da “Yazlıklara gelemeyeceksek Enez Belediyesine yine vergi verecek miyiz?” diye merak eden “Koyun can derdindeyken, mal derdinde olan” dostlarımız var.

Hepsini hoş karşılıyorum. Hepimiz bunaldık ve sinirlerimiz gergin.. Ama bu durum bizi doğru düşünmekten alıkoymamalı.

***

İstanbul bu salgının başkentidir. Askeri bir terimle zafere giden yolun sıklet merkezidir. İstanbul’da salgın sıfırlanmadıkça bu sorun çözülmez. Bütün yurtta bitse de İstanbul’da vaka bitmeden tehlike bitmiş sayılamaz. O nedenle alınmış olan şehir dışına çıkış kısıtlaması çok doğru bir karardır. Önümüzdeki günlerde pek çok kısıtlama kalksa bile bu kısıtlama, sanırım, en son kaldırılacak olan uygulamadır. İSTANBUL KARANTİNADADIR ve karantinanın bitmesi için İstanbul'da vakaların ve vefat sayısının sonlanmasının beklenmesi gerekir. Bu benim görüşümdür.

Dini konularda ne kadar hassas olduğu bilinen iktidar; bu salgın nedeniyle teravih ve Cuma namazlarının toplu kılınmasına izin vermeyecekken, Ramazan bayramında bile sokağa çıkma kısıtlaması getirmeye hazırlanacakken, ardından insanların plajlara doğru akın akın gitmesine izin mi verecek?

Sahi mi?

Yani iktidar, İstanbul’a kıstırdığı COVİD-19 belasını kendi eliyle tüm sahil kentlerine hatta tüm yurda yeniden yayacak. Bunun doğru bir karar olduğuna ve olabileceğine inanabiliyor musunuz?

Böyle bir karar, iktidarın kendi bacağına hatta kendi kafasına kurşun sıkmak olur.

***

Yakında 65 yaş üzeri kısıtlaması hafifletilecek. AVM’ler kısmen de olsa açılacak. Bu süreç böyle devam eder ve vaka sayısı sıfıra yaklaşırsa bir süre sonra hafta sonu yasağı da kalkacak. Yani “Bunaldık” diyenler için İstanbul’da öyle çok fırsatlar var ki. Kilyos’a git, Şile’ye git, Anadolu Kavağı’na git.

Yani Enez’e gelip Roma Dondurmacı’sının önünde kuyruğa girmenin çok fazla anlamı olmayacak.

Empati. Kendinizi solunum cihazına bağlı düşünün ve empati yapın. Çözümü bulacaksınız…