ENEZ MEKTUBU - Ulaş DEMİRAY

Süper Lig şampiyonu Beşiktaş… Son dakikaya kadar heyecanlı, bilinmeyenli, keyifli bir sezon sonunda ilk üç sıradakiler gel/gitler yaşadılar ve şanslarının elverdiği ölçüde sıralamada bir yer bulabildiler. Dört hafta öncesinde favori başkaydı. Son haftaya girilirken diğeri öne çıktı. Son haftada, hatta son saniyede bile ortada hala şampiyonluğu garantilemiş bir takım yoktu. Bu kıl payı belirlenen sıralama sonucunda ligde en büyük değil, 3 büyük olduğu kanıtlandı. Beşiktaş en iyiler arasında birinci oldu.. Gerçi bunu bu yıl, en çok hak eden de tartışmasız Beşiktaş’tı..

***

Türkiye ligi; harika tesisler, genç ve yetenekli yöneticiler, teknik direktörler, 3 puan uygulaması ve yabancı sınırlamasının kaldırılması gibi farklılıklarla son yıllarda çok önemli bir yükseliş ve kalite kazandı. Artık liglerimizde hiçbir takımın diğerlerinden daha kolay ve hafif olmadığı bir süreç yaşanıyor. Bir bakıyorsun, şampiyonluğa oynayan bir takım küme düşme potasındaki bir takıma yenilebiliyor. O nedenle her maç bir final havasında izlenebiliyor. 

***

Lig maçları özellikle evlere hapsolduğumuz bu pandemi sürecinde ilgilenenler için çok önemli bir izlence ve zaman dilimi oldu. Futbol keyifli ve güzel bir oyun. Kitlelerin en çok ilgi gösterdiği ve izlediği bir gösteri türü…  Futbol sahalarını ARENA, futbolcuları da çağdaş gladyatörler olarak nitelendiren pek çok görüş var. Futbolcular sıradan insanlar değil. Sadece yetenek yetmiyor. Örneğin bir maçta bir futbolcunun yaklaşık 10-11 km koşabilmesi gerekiyor. Formunu korumak için çok düzenli yaşaması, çalışması, beslenmesi gerekiyor. En fazla 30-35 yaşlarında emekli olacağı için bu süreçte uzun sakatlıklar yaşamaması ve birikimlerini iyi değerlendirmesi gerekiyor. 

***

Ama futbolu çirkinleştiren bazı olumsuzluklar da yok değil. Bu ülkedeki her şey gibi organizasyon eksikliği, yanlışlığı bu konuda da zaman zaman ortaya çıkıp mide bulandırabiliyor. Bunu fırsat bilen başarısız yönetici ve teknik adamlar da kendi başarısızlıklarını örtmek için bu yanlışlıkları her seferinde kaşımayı marifet sayıyorlar. Ama asıl çirkinlik fanatizmin dili… Fanatiklerin özellikle sanal medyada birbirlerini susturabilmek için kullandıkları dil, seçtikleri kelimeler bazen utanç verici boyutlarda olabiliyor. Bu dil dostluğa, barışa, spora, futbola hizmet etmiyor. Elbette maç sonrası bu fanatik kapışmalar olmasa belki de futbol bu kadar sevilmeyecek. Ama bunu acaba ince bir zeka ile, karşımızdakini aşağılamadan, güler yüzle, muhattabın bile gülümseyebileceği bir kalitede yapmayı beceremez miyiz? Maçların bir yarışma, bir gösteri olduğunu, futbol sahalarının bir savaş alanı olmadığını idrak etmemiz çok mu zor? Bunu niçin beceremiyoruz? Biz geri zekalı mıyız? Pislik miyiz?  Özellikle derbi maçlarda karşı takımın seyircisinin sahaya alınmaması gibi kararlar bizleri hiç mi utandırmıyor? 

***

Artık kadınlar da futbol oynuyor. Kadın futbol yorumcusu ve sunucularını, kadın hakemleri gördükçe gururlanıyorum. Ama tüm bu güzellikleri iğrenç fanatikler, tavırları ile, üsluplarıyla, kıt kelime hazneleri ve cehaletleri ile lekeliyor.  Hatta bu pislikler fanatikliklerinin rütbesini göstermek için cinayet bile işleyebiliyor. Bizler hala taş devrinin son kalıntıları olan bu fanatiklerin bu ilkelliğini hoş mu görmeliyiz? 

Demem o ki her alanda elde ettiğimiz güzellikleri, kazandığımız hakları korumak ve geliştirmek yanında meydanı bu pisliklere bırakmamayı da görev edinmeliyiz.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol