Hüseyin Darcan: “Kuraklık topyekûn mücadeleyi gerektirmektedir”

TZOB (Türkiye Ziraat Odaları Birliği) Yönetim Kurulu Üyesi ve İpsala Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Darcan, Haziran ayı kuraklık ve doğal afetler konusunda yaşanan gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Hüseyin Darcan: “Kuraklık topyekûn mücadeleyi gerektirmektedir”

TZOB (Türkiye Ziraat Odaları Birliği) Yönetim Kurulu Üyesi ve İpsala Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Darcan, Haziran ayı kuraklık ve doğal afetler konusunda yaşanan gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Medya Keşan
Medya Keşan
02 Temmuz 2021 Cuma 10:09
Hüseyin Darcan: “Kuraklık topyekûn mücadeleyi gerektirmektedir”

SONGÜL KONAR

Darcan, tarım sektörünün gündeminde ilk sıralarda yer alan konulara değinerek, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre ülkemizde son elli yılın en sıcak Mayıs ayının bu yıl yaşandığına dikkat çekerek, “Doğal olarak bunun sonucunda kuraklığın her şeyi yok eden yakıcı etkisini bütün şiddetiyle görmeye devam ediyoruz. Kuraklıktan en çok etkilenen kesim ise hiç kuşkusuz büyük bir özveriyle tarımsal üretim yapan üreticilerimiz oldu” dedi.

“KURAKLIKTAN ETKİLENEN İL SAYISI ARTARAK HAZİRAN’IN İLK HAFTASINDA 52’YE ÇIKTI”

Mayıs başında yayınlanan Türkiye Ziraat Odaları Birliği 2020-2021 Tarımsal Üretim Dönemi Kuraklık Risk Tahmin Raporu’nda kuraklıktan zarar gören il sayısı 22 iken bu sayının Mayıs ayı sonunda 41’e yükseldiğini hatırlatan Hüseyin Darcan, kuraklığın etkilerini ise şöyle aktardı: “Mayıs ayı yağışlarının Türkiye genelinde geçen yılın Mayıs ayına göre yüzde 66 oranında düşük olması ve Marmara Bölgesi hariç tüm bölgelerde yağışların azalması nedeniyle kuraklıktan etkilenen il sayısı artarak Haziran’ın ilk haftasında 52’ye çıktı. Mayıs ayında bölgesel olarak yağışlarda normaline göre en fazla azalma yüzde 83,3 ile Güneydoğu Anadolu, yüzde 82,7 ile Akdeniz, yüzde 69,2 ile İç Anadolu ve yüzde 65,5 ile Doğu Anadolu bölgelerinde gerçekleşmiştir. Mayıs ayında yağışlarda görülen yüksek orandaki düşüşler rekolte tahminlerinde de ciddi sapmalara neden olmuştur. Hububat ve baklagiller kuraklıktan en fazla etkilenen ürünlerdir. Bu yıl arpa, buğday ve kırmızı mercimekte önemli üretim kayıplarının olacağı beklenmektedir. Kuraklık, sadece geçtiğimiz sezon ürünlerini değil, bu sezon ekilen ürünleri de etkilemektedir. Yeni ekilen mısır, şekerpancarı, patates, yeşil mercimek ve sebzelerde de kuraklık zararları görülmeye başlanmıştır. Meyveler, yem bitkileri ve meralar susuzluktan zarar görmeye devam etmektedir. Önümüzdeki dönemde piyasada yaşanacak arz-talep dengesizliği sadece üreticileri değil tüketiciyi de olumsuz etkileyecek, öngörülebilirlik imkânsız hale gelecek ve tarım ürünleri fiyatlarında istikrar neredeyse hiç kalmayacaktır.”

Darcan, kuraklığın sebep olduğu bütün bu olumsuzlukların üstesinden gelmek için sadece TZOB üyelerinden çaba ve fedakârlık beklenmemesi gerektiğini ifade ederek, “Kuraklık, Türkiye için artık bölgesel bir sorun olmanın ötesinde millî bir meseledir ve üreticilerimizin tek başına üstesinden gelebileceği bir sorun olmaktan çıkmıştır. Kuraklık topyekûn mücadeleyi gerektirmektedir” dedi.

“İKİNCİ BİR KURAKLIK YARDIM PAKETİ GÜNDEME ALINMALIDIR”

Kuraklıktan etkilenen çiftçilerimize devletin destek olmasının elzem bir durum olduğunu belirten Hüseyin Darcan, “Bu anlamda bizler çiftçinin sesi olarak Bakanlığımıza taleplerimizi ilettik. Taleplerimiz doğrultusunda çiftçilerimize dekar başına 200 lira kuraklık desteğinin yanında, Tarım Kredi Kooperatifleri, Ziraat Bankası ve özel bankalara olan borçlarının 3 yıl faizsiz taksitlendirilmesi, elektrik ve sulama birliklerine olan borçları faizsiz 3 yıl ertelenmesi, yüksek olan TARSİM sigorta primlerinin düşürülmesi ve devlet desteğinin artırılmasını istedik. Kuraklığın sebep olduğu yaralara merhem olacak taleplerimiz kısmen karşılandı. Ancak alınan kararların uygulanması ve zamanlaması açısından yaşanan belirsizliklerin en kısa sürede giderilmesini bekliyoruz. Örneğin, kuraklıktan etkilenen üreticilere verim kayıplarına göre 100 liraya kadar destek verileceği açıklandı. Ancak, şimdiye kadar yetkililerden desteklerin ne zaman, hangi orandaki zarara, ne kadar miktarda ödeneceği net olarak belirtilmedi. Ayrıca Ziraat Bankası ile Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borç ertelemesinin faizli mi faizsiz mi olacağı konularında da net bir açıklama yapılmadı. Beklentimiz bu belirsizliklerin ortadan kaldırılarak yaşadığımız olağanüstü kuraklık zararları göz önüne alınıp desteklerin netleştirilmesidir. Taleplerimiz doğrultusunda hükümetimiz tarafından açıklanan ‘Kuraklıktan etkilenen buğday, arpa, yulaf, çavdar, nohut ve mercimek üreticilerine verim kayıplarına göre dekara 100 liraya kadar destek verileceği, kuraklığın oluştuğu bölgelerde hasar tespit çalışmalarının sonuçlarına göre çiftçilerin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçlarının erteleneceği, kuraklık sigortasında TARSİM devlet desteğinin yüzde 70'e, hasar ödeme oranının da yüzde 80'e çıkartılacağı’ açıklandı.  Bu kararlar kuraklıkla mücadelede ilk etapta önemli desteklerdir fakat bu kadar büyük ölçüde zararı maalesef yeterince karşılayamamaktadır. Hükümetimizin bu desteklere ek olarak ikinci bir kuraklık yardım paketini gündeme almasını bekliyoruz” ifadelerine yer verdi.

“KURAKLIKTAN ARICILARIMIZ DA ZARAR GÖRDÜ”

Pandemi sürecinde, gıda maddelerinin tedarik zincirinin en sağlam halkası olan tarımsal üretimin ne kadar önemli olduğunu tüm dünyaya gösterdiğini belirten Darcan, “Bu nedenle ‘üzerinde üretim yapılmayan bir karış toprağımız kalmamalıdır’ ifadesi hayatî önemi giderek daha iyi anlaşılmak zorundadır. Bunun için atıl durumda bekleyen 2 milyon hektar civarındaki arazimiz ivedilikle tarımsal üretime kazandırılmalıdır” dedi.

Darcan, kuraklık sürecinde arıcıların da zarar gördüğünü belirterek şöyle devam etti: “Kuraklık nedeniyle yem ham maddelerindeki üretim kaybının yanı sıra, bitki boylarının kısa kalması, meraların erken kuruması, saman ve kaliteli kaba yem bitkileri fiyatlarının artması hayvancılık sektörünü olumsuz etkilemektedir. Özellikle arıcılarımız tabii floranın erken kuruması nedeniyle kuraklıktan zarar gördüğü için bu yıl bal rekoltesinde de düşüş beklenmektedir. Kuraklıktan etkilenen hayvancılık sektörümüzün bu süreçten en az zararla çıkması için büyükbaşta anaç hayvana destek verilmeli, küçükbaşta anaç hayvan başına verilen destek ve arıcılara kovan başına verilen destekler artırılmalıdır.”

“KURAKLIK DIŞINDA YAŞANAN DİĞER DOĞAL AFETLER DE ÜRETİCİLERİMİZİ OLUMSUZ ETKİLEDİ”

Kuraklığın dışında sel, fırtına, hortum, dolu, don gibi afetlerden de üreticilerin etkilendiğini açıklayan Hüseyin Darcan, önemli ürün kayıplarının yaşandığını da vurgulayarak şöyle devam etti: “Geçtiğimiz yılın Ekim ayından bu yılın Haziran ayına kadar olan dönemde 36 ilimizde doğal afet meydana geldi. Bazı illerimizi defalarca etkisi altına alan bu olağanüstü doğa olayları nedeniyle sadece tarım ürünleri değil aynı zamanda üreticilerin kullandığı yapılar da önemli oranda zarar gördü. Hububat, baklagiller, yem bitkileri, diğer tarla bitkileri, sebzeler, meyve ağaçları ve seralarda ciddi verim kayıpları meydana geldi. Balıkçı barınakları, üreticilerin evleri, ahırları, hayvanları önemli oranda zarar gördü. Aldığımız haberlere göre, doğal afetler nedeniyle yüzde 20 ile yüzde 100 arası değişen oranlarda zarar gerçekleşti. Doğal afetlerden dolayı önemli zarar ve kayıplara uğrayan üreticilerimizin tarım sektöründen kopmamaları için bütün yetkililerden ve ilgililerden daha fazla çaba göstermelerini beklemekteyiz. Çünkü tarımsal girdi fiyatlarındaki aşırı artışlar ve üretim maliyetlerindeki istikrarsızlık nedeniyle pek çok üretici zorluklarla üretime devam ediyordu. Buna bir de kuraklık ve diğer doğal afetlerin verdiği zararlar eklenince, üreticilerimizi rahatlatmak için Bakanlığımızca kalıcı tedbirlerin alınması artık zaruri hale gelmiştir.”

“DIŞA BAĞIMLI GİRDİLERİN FİYAT ARTIŞINA ÜRETİCİLERİN YETİŞMESİ İMKÂNSIZ”

Döviz kurundaki değişkenliklerin mazot, gübre, tohum, yem hammaddesi ve bitki koruma ürünleri başta olmak üzere tarımsal girdiler üzerinde doğrudan etkiye sahip olduğunu belirten Darcan, “Döviz kurları yükseldiği takdirde girdi maliyetleri artıyor, girdi kullanımını azaltan üretici ise düşük verimle karşı karşıya kalıyor. Bu da orta ve uzun vadede daha düşük kârlılık ve ciddi üretim kaybı demektir” dedi.

Hüseyin Darcan, tarımsal üretim için bu olumsuz durumu önlemek adına girdi tedarikiyle ilgili köklü ve kalıcı tedbirlerin alınmasının şart olduğunu belirterek şu detayları paylaştı: “Sadece mevzuat düzenlemesiyle değil piyasayı dengeleyecek kurumların yeniden hayata geçirilmesi de dâhil ciddi önlemlerin alınmasının zamanı geldi. Zamanında alınmayan tedbirlerin faturası maalesef yüksek oluyor. Hem girdide hem üründe ithalata bağımlı olan bir sektörde üretimin sürdürülebilir olmasını beklemek abesle iştigaldir. Kuraklığın yanı sıra 2020-2021 üretim sezonunda gübre, yem, elektrik ve tarımsal ilaç gibi girdi fiyatlarının da artması üreticilerimizi sıkıntıya sokmuştur. Son bir yılda, üretici maliyetlerinde önemli ağırlığı olan üre gübresi yüzde 95, DAP gübresi yüzde 141, bazı tarımsal ilaçlar yüzde 87, besi yemi yüzde 62, süt yemi yüzde 67, elektrik fiyatları ise yüzde 36 artmıştır. Mazottan gübreye, bitki koruma ürünlerinden tohuma, hayvan yeminden damızlık materyale kadar tarım için hayatî önemi olan girdilerin tedarik edilmesinde kısa dönemde ciddi ve sürdürülebilir önlemler alınmazsa ‘millî ve yerli’ üretimi istenen düzeye çıkarmak mümkün olamayacaktır. Devletimiz, Türkiye tarım sektörünün üreticisinin ve tarımsal girdi üreten sanayicisinin taleplerini ciddi bir şekilde ele alıp çözüme kavuşturmalıdır. Hatta ödenen girdi destekleri konusunda üreticilere can suyu olacak farklı paketler gündeme getirmelidir.”

“HAYVANSAL ÜRETİMİN BAŞLICA GİRDİSİ KUŞKUSUZ YEMDİR”

Mazot, gübre, bitki koruma ürünleri, tohum ve yem gibi ürünlerde dışa bağımlı olmamızdan kaynaklı ciddi problemler olduğunu belirten Hüseyin Darcan, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Mazot, tarımın vazgeçilemez enerji kaynağıdır. Tarımda kullanılan toplam enerji içindeki oranının yüzde 70 olduğu belirtilmekle birlikte mazot fiyatının yüzde 60’ı vergiden oluşmaktadır. Bununla birlikte, mazot devlet desteği verilen tarımsal girdilerden biridir. Destek miktarı ise ürüne göre değişir. Ancak, fiyatı bu kadar hızla artan bir girdi için verilen desteğin yeterli olduğunu söylemek zordur. Dolayısıyla, tarımda kullanılan mazot için pozitif ayrımcılık beklemekteyiz. En azından, tarımsal üretimde kullanım miktarı kolayca hesaplanabilecek olan mazot için sağlanacak vergi muafiyeti üreticilerimiz için faydalı olacaktır. Diğer taraftan, mazotta dışa bağımlılık oranı yüzde 100 olduğundan döviz kurunun yakıcı etkisi her geçen gün artmaktadır. Ucuz mazot ve ucuz elektrik çiftçimizin haklı beklentisidir. Gübre ise hem verim düzeyi hem de ürün kalitesi üzerinde belirleyici etkileri olan bir girdidir. Verim artışına yansıması yüzde 40 civarındadır. 2019 yılı verilerine göre Türkiye’de gübre kullanımı 93,9 kg/ha ile 134,2 kg/ha olan Avrupa Birliği ve 120,4 kg/ha olan dünya ortalamasının altındadır. Kullanılması gereken miktar ise yaklaşık 140-150 kg/ha’dır. Buna göre ülkemiz üreticisinin gübre kullanımında bir aşırılık değil, yetersizlik söz konusudur. Gübre kullanımındaki en önemli kısıtlayıcı faktörler kuşkusuz dışa bağımlılık oranının yüksekliği ve dolar kurunda görülen sürekli artış trendidir. Yerli üretim hammadde açısından yüzde 80-85 dışa bağımlıdır. Dolayısıyla gübrede dışa bağımlılık oranı gerçekte yüzde 87 dolayındadır. Bu nedenle, millî gübre sanayimize gereken önem verilmeli ve en azından dışa bağımlılık yüzde 50’nin altına düşmelidir. Bitki koruma ürünlerinde ve tohumlukta da dışa bağımlılık söz konusudur. Yerli üretim için gerekli aktif maddelerin de yüzde 90’ının yurt dışından sağlandığı düşünülürse pestisitte dışa bağımlılık oranı yüzde 80-85 arasındadır. Tohumluk tedarikinde, yukarıda değinilen girdilere göre daha az bağımlı olmakla birlikte özellikle patates, ayçiçeği, şeker pancarı, mısır ve bazı sebze türlerinde yabancı çeşitlere olan bağımlılığımız yıllardan beri devam etmektedir. Hayvansal üretimin başlıca girdisi kuşkusuz yemdir. Karma yem üretimimiz hammadde açısından dışa bağımlıdır. Bu amaçla soya, soya küspesi, mısır, yağlı tohum ve yağlı tohum küspesi ithal edilmektedir. Dolayısıyla miktar açısından karma yem üretiminin dışa bağımlılığı yüzde 45 dolayındadır.”

“ET, SÜT VE YEM POLİTİKALARI ÜRETİCİ İLE TÜKETİCİ LEHİNE YENİDEN GÖZDEN GEÇİRİLMELİDİR”

Ulusal Süt Konseyi’nin en son toplantısında çiğ süt tavsiye fiyatını 1 Temmuz-31 Aralık 2021 döneminde altı ay süreyle brüt 3 lira 20 kuruş olarak sabitlendiğini hatırlatan Darcan, bu fiyatın süt üreticilerinin zarar etmesine sebebiyet vereceğini belirterek döviz kurlarının dikkate alınarak fiyatların belirlenmesi gerektiğini kaydederek şunları söyledi: “Süt fiyatı sabit olmasına rağmen, yem sanayicileri, dünya hammadde fiyatları ve döviz kuru artışlarını gerekçe göstererek yem fiyatlarını sürekli artırmaktadır. Yeme neredeyse her hafta zammın geldiği bir düzende çiğ süt fiyatlarını altı ay gibi uzun bir süre sabitlemek süt üretiminin kesintiye uğramasına sebep olacaktır. Geçen altı ayda süt fiyatları değişmezken süt yemine 2021 yılı altı ayında yüzde 30,6 oranında zam gelmiş, bu zammı üreticilerimiz maalesef kendileri ödemiştir. Buna karşılık üreticinin geçmiş altı aylık yem zammındaki kaybı karşılanmadığı gibi, çiğ süte önümüzdeki altı ay için sadece yüzde 14 zam yapılmıştır. Üreticilerin kullandığı yonca, fiğ, korunga, mısır silajı, saman gibi kaba yemlerin fiyatları da sürekli artmaktadır. Bu yemlere son altı ayda yüzde 22,8, son bir yılda ise yüzde 34,5 oranlarında zam yapılmıştır. Kuraklık nedeniyle arpa, mısır, soya, yonca, kuru ot, saman ve silaj fiyatları artmaktadır. Saman stoklaması yapıldığı yönünde bilgiler alıyoruz. Saman fiyatlarının kışa kadar kaç liraya yükseleceği bilinmiyor. Haziran ayında Ziraat Odalarının verilerine göre samanın tonu ortalama 1052 liraya satılırken bu fiyat bazı illerde 1300 liraya kadar çıkmaktadır. Bu kapsamda, pandemi süreci de dâhil olmak üzere gıda arzında sorun yaşanmasına müsaade etmeyen emekçi üreticilerimize ihtiyaçları kadar kaba yemi, uygun fiyata alacağına dair, rahat bir nefes aldıracak açıklamalar yapılmalıdır. Ayrıca stoklama yapılmasını önlemeye yönelik tedbirler alınmalı, kalite ve fiyata göre kaba yemin satılacağı kaba yem borsası oluşturulmalı, yem bitkileri üretimi tüm üreticileri kapsamalı ve destekler artırılmalıdır.”

“HAYVANCILIK ÜLKEMİZ İÇİN BİR MİLLİ GÜVENLİK MESELESİDİR”

 Hayvancılığın ülkemiz için bir milli güvenlik meselesi olduğuna dikkati çeken TZOB (Türkiye Ziraat Odaları Birliği) Yönetim Kurulu Üyesi ve İpsala Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Darcan, hayvancılığın çok büyük bir sınavdan geçtiğini, üreticilerin umutlarının tükendiğini, ellerindeki hayvanları bir an önce çıkarıp sektörden kaçmak istediklerini ifade ederek, üreticilerin desteklenmesi gerektiğini belirtti.

Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol