Gelibolu’da “İkinci Malazgirt”in sessiz tanıkları yok olma tehlikesiyle karşı karşıya
HABER MERKEZİ
Gelibolu Yarımadası’nda yer alan Adilhan, Şadıllı ve Evreşe köyleri çevresi, Türklerin Avrupa yakasında kalıcı olarak yerleştiği ilk bölgeler arasında yer alıyor. Emekli öğretmen, araştırmacı ve tarihçi Ahmet Tuna, bu coğrafyanın tarihsel öneminin yeterince bilinmediğini ve korunmadığını belirterek, bölgenin “ikinci bir Malazgirt” olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Tuna, Malazgirt Zaferi’nin Anadolu’nun kapılarını Türklere açtığını hatırlatarak, 1354 yılında Gelibolu’nun fethinin ise Türklerin Rumeli’ye yerleşmesini sağlayan dönüm noktası olduğunu ifade etti. Bu fetihle birlikte Türklerin Balkanlar’a doğru ilerleyişinin başladığını belirten Tuna, Gelibolu’nun fethinin yalnızca askeri bir başarı olmadığını, aynı zamanda yeni bir medeniyetin kuruluşuna öncülük ettiğini vurguladı.
OSMANLI’NIN RUMELİ’YE AÇILAN KAPISI
Tuna’nın verdiği bilgilere göre, Bizans İmparatorluğu, Avrupa’dan gelen Sırp ve Bulgar saldırılarına karşı Osmanlı’dan askeri yardım talep etti. Orhan Bey, bu talep üzerine büyük oğlu Gazi Süleyman Paşa’yı bölgeye gönderdi. Süleyman Paşa’nın bu topraklara 7-8 kez geldiğini belirten Tuna, bölgedeki idari zafiyetleri fark eden Süleyman Paşa’nın, babasından aldığı izinle 1354 yılında Gelibolu’yu fethederek Osmanlı hâkimiyetini kalıcı hale getirdiğini söyledi.
Gelibolu Kalesi’nin o dönemde oldukça güçlü bir savunmaya sahip olduğunu, bu nedenle ilk aşamada çevredeki köylerin Osmanlı topraklarına katıldığını anlatan Tuna, Bolayır’dan başlayarak Evreşe hattına kadar uzanan bölgenin Osmanlı’nın Rumeli’deki ilk yerleşim alanı olduğunu dile getirdi.
ORTA ASYA’DAN RUMELİ’YE UZANAN MEZAR TAŞLARI
Bölgede bulunan eski mezar taşlarının, Türklerin Rumeli’ye yerleştiğinin en somut kanıtları olduğunu vurgulayan Tuna, bu taşların Orta Asya’daki Türk mezar taşı geleneğiyle birebir benzerlik taşıdığını ifade etti. Adilhan, Şadıllı ve Evreşe köylerinde bulunan bu mezar taşlarının, Türklerin bu topraklardaki varlığının adeta tapu senetleri niteliğinde olduğunu belirtti.
Benzer mezar taşı örneklerinin Anafartalar bölgesinde de tespit edildiğini söyleyen Tuna, bu bulguların Türklerin Gelibolu Yarımadası’na Osmanlı’dan önce de ayak bastığını ortaya koyduğunu ifade etti. Umur Bey ve Germiyanoğlu beylerinin bölgedeki ilk Türk varlığına öncülük ettiğini, daha sonra Osmanlıların fetihleri tamamladığını aktardı.
BÜYÜK İSKAN HAREKETİ
Gelibolu’nun fethinin ardından Anadolu’dan Rumeli’ye büyük bir iskân hareketi başladığını belirten Tuna, Karasi, Germiyan, Aydın, Saruhan ve Karaman beyliği topraklarından binlerce ailenin bölgeye yerleştirildiğini söyledi. Bu yerleşimlerle birlikte köylerin kurulduğunu, tarım ve ticaretin geliştiğini, bölgenin kısa sürede Türk-İslam kimliği kazandığını dile getirdi.
BAKIMSIZ TARİHİ ALANLAR ÜZÜYOR
Adilhan Köyü Muhtarı İbrahim Özbağdatlı, köyün yaklaşık 430 nüfusa sahip olduğunu belirterek, sahip oldukları tarihi mirasın günümüzde bakımsız durumda olmasının kendilerini derinden üzdüğünü söyledi. Özellikle tarihi mezarlık alanının atıl halde olduğunu ifade eden Özbağdatlı, “Bu alan köyümüzün ve ülkemizin ortak mirasıdır. Yetkililerden buraya sahip çıkılmasını bekliyoruz” dedi.
Köyde bulunan tarihi hamam ve çeşmenin de Osmanlı’nın ilk dönemlerine tarihlendiğini belirten Özbağdatlı, çeşme üzerindeki yazıların 14. yüzyıla ait olduğunun tespit edildiğini ve bunun bölgenin Bizans’tan Osmanlı’ya geçiş sürecine ışık tuttuğunu söyledi.
SİVİL TOPLUMDAN KORUMA ÇAĞRISI
Gelibolu Tarihi ve Kültürel Manevi Mirasları Koruma ve Yaşatma Derneği Başkanı Abdurrahman Şen ise bölgenin kültürel geziler sırasında tespit edildiğini ve mevcut durumun içler acısı olduğunu ifade etti. Alanın korunması ve düzenlenmesi için resmi kurumlarla görüşmelere başladıklarını söyleyen Şen, bu çalışmaların kısa sürede sonuç vermesini umut ettiklerini dile getirdi.
Şen ayrıca, Adilhan Bey’in Hoca Ahmet Yesevi dergâhında yetişmiş önemli bir İslam büyüğü olduğunu, 1380’li yıllarda bölgeye gelerek köyün şekillenmesinde büyük rol oynadığını belirtti. Köyün 1519 yılında Osmanlı döneminde vakıf olarak tescil edildiğini ve bölgede bir tekke bulunduğunu, ancak günümüzde bu yapının izlerinin kaybolduğunu aktardı.
“TARİHİ MİRAS GELECEK KUŞAKLARA AKTARILMALI”
Köy sakinleri ve bölgedeki sivil toplum temsilcileri, Gelibolu’nun yalnızca Çanakkale Savaşları ile değil, Türklerin Rumeli’ye geçişinin simgesi olan tarihiyle de anılması gerektiğini vurguladı. Yetkililere çağrıda bulunan vatandaşlar, tarihi mezarlıkların, çeşmelerin ve diğer kültürel varlıkların koruma altına alınarak gelecek kuşaklara aktarılmasını istedi.