Ekonomi dibe çökerken AKP’nin imdadına CORONA VİRÜS yetişti. Ekonomide kaybettikleri prestiji bu salgın döneminde yeniden kazanma çabasındalar. Hatta akıllarından “Acaba bir erken seçim bizi kurtarır mı?” diye geçirenler bile oluyor. Gerçekten başarılı olarak yürüttükleri bu süreci öylesine nefret söylemleri ile sıfırlıyorlar ki, sonuçta erken seçimin bir derde deva olamayacağını kendileri de görebiliyorlar. Sözde KILIÇDAROĞLU’na saldırırken tüm CHP tabanını, tüm demokrat kesimleri, hatta kendi sağ seçmeninin bir bölümünü de karşılarına aldıklarını göremiyorlar. Ahlak ölçütlerini aşan söylemlerle, hıyanet suçlamalarıyla, provakatif eylemlerden medet umarak bir yere varmaya çalışıyorlar.. Devlet Bahçeli’nin zararını görüyorlar ama ondan da vaz geçemiyorlar. Bir telaş ve çırpınış gözlerden kaçmıyor.

***

Üstüne üstlük yeni kurulan DEVA ve GELECEK partileri Cumhur İttifakı’nın uykularını kaçırıyor. KILIÇDAROĞLU’nun yaptığı “Gerekirse milletvekili veririz” çıkışı, erken seçim hesaplarını tümden değiştirmeye yetiyor. Bu iki yeni partinin eskiye dönük ve giderek artan suçlamaları AKP tabanında elbette CHP nin eleştirilerinden daha fazla etkili oluyor. 3-4 yıl önce Başbakanlık yapmış, DAVUTOĞLU’nun ve 18 yıl yaptığı Maliye bakanlığını 1-2 yıl önce bırakmış BABACAN’ın eskiye dönük anlattıkları AKP’nin her taraftan kuşatılmış olduğunun ilginç örneklerini sergiliyor. 

***

İyi de CHP örgütleri bu süreçte ne yapıyor?  Genel Merkez’de KILIÇDAROĞLU ve Özgür ÖZEL gibi birkaç yükselen ses dışında yapılan nedir CHP’de? Örgütler nelerle uğraşıyor? Ya da ÖRGÜT diyebileceğimiz bir varlık var mı? Hepimiz her şeyi AKP Televizyonlarından dinleyerek mi öğreneceğiz? CHP örgütleri bu salgın dönemini nasıl değerlendiriyorlar? Hükümetin bu salgın döneminde başarısının yanında hiç mi yanlışları yok? Bu başarının altında, AKP döneminden çok önce ülkemizde yaratılmış sağlık alt yapısının, bugünkü bilim kurullarını oluşturan çok değerli profesörlerin, hatta Sayın Sağlık bakanının dahi yetiştiği Tıp Fakülteleri’nin, üniversite hastanelerinin hiç mi önemi yok? Hepsini AKP mi yaptı? Benim CHP’li kardeşlerimin; Cumhuriyet döneminde, hem de o günlerin imkanlarıyla trahom, sıtma, verem, kolera, çiçek gibi dünyayı sarsan salgınların nasıl önlendiği konusunda bir bilgisi var mı? Örneğin bu konularda Edirne’nin icazetli İl Başkanı örgütünü toplayıp bir bilgilendirme ve yönlendirme yapmış mıdır? 

Kendisi bilmeyen; kime, ne öğretecek? Geçiniz..

***

Kaldı ki asıl sorun da bu değildir. Belediyelerin emrindeki CHP örgütleri bir süs eşyası gibidir. Bilseler de konuşamazlar. Çünkü Belediye Başkanları’nın geleceği iktidarın iki dudağı arasındadır. Bu nedenle CHP’li belediye başkanları iktidarla iyi geçinmek ve sessiz kalmak zorundadırlar. Başkanlar sessizliğe mecbur olunca onların emir ve komutası ile seçilmiş (!) örgütler sadece “Görüntü var ama ses yok” diyebileceğimiz eskimiş televizyon ekranları gibidir. Yani isteseler de iktidarın aleyhinde konuşamazlar, çalışamazlar. Çünkü Belediye başkanları buna izin vermez.

***

Yapılması gereken ilk ve öncelikli iş; örgütleri, Belediyelerin vesayetinden kurtarıp özgürleştirmektir. Örgütlerin belediye işlerine karışmayacağı, Belediyenin de örgütleri esir alamayacağı bir sistemi oluşturmalıdır... Bunun çok demokratik çareleri vardır. İstenirse olur. İstenmelidir. Örneğin Belediye Başkanlığı’nın 2 dönemden fazla yapılamayacağı kuralı bir tüzük değişikliği ile gerçekleşebilir. İl Başkanı’nın Milletvekili aday olamayacağı koşulu ile özellikle o çevrede seçilmiş eski milletvekilleri, ya da Belediye başkanları arasından ATAMA İLE GENEL MERKEZ ya da genel Başkan tarafından belirlenmesi düşünülmelidir. Ortaya sandık koyup delege pazarları kurarak demokrasiden söz etmenin gülünçlüğünde ısrar etmenin anlamı yoktur. İl başkan ve yöneticileri bölgelerindeki çok değerli pek çok insanı örgüte kazandırmanın çabası içinde olmalı, İlçeleri sahipsiz, denetimsiz bırakmamalı, günlük siyaseti yakından takip edip örgütün alt kademelerini sürekli diri tutup çalıştırılmalıdır. Başarısız örgütler vakit geçirilmeden görevden alınmalıdır… Zor mu? 

***

Hımmm… Biraz da AKP sistemine benzeyen bu sistemin adı parti içi demokrasi olur mu? Tartışılır. Bana kalırsa şimdiki Belediye Başkanlarının vesayetindeki göstermelik delege sistemine göre bence bu yöntem daha demokratiktir. Daha verimlidir. 

***

Gerçi bu önerilerin CHP’nin Belediye başkanlığını kazandığı yerlerde tartışıldığını, tartışılacağını düşünmek bile mümkün değildir. Ama “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak..” diyerek göreve gelen ve Edirne Merkez İlçe’den sonra en büyük örgüt olan Keşan CHP örgütünün Başkanı Recep Pekcan, bu konulardan rahatsızlık duyuyor mu? Duyuyorsa Edirne’nin CHP kanaat önderlerinden bu konuda yazılı tüzük önerileri istemeyi düşünüyor mu? Video konferans yöntemleriyle onlarla yüz yüze tartışmayı planlar mı? PEKCAN’ın gündeminde bu tür tüzük program çalışmaları yoksa “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak..” iddiası ne işe yarıyor.. ? Bugüne kadar yapılanlardan örnekler verebilir mi? Merak ediyorum..

***

Bazen klavye başına geçip  “UYAN TÜRKİYE!” diye bağırıyoruz.. Bence önce CHP örgütleri uyanmalı…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol