SONGÜL KONAR

Açıklama öncesi ülkemizde ardı ardına yaşanan felaketlere değinen Darcan, tüm vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini şu sözlerle iletti: “Temmuz ayında ardı ardına çıkan yangınlarda ciğerimiz yandı. Daha yangının yaralarını saramadan Karadeniz Bölgesindeki sel felaketiyle sarsıldık, onlarca canımızı kaybettik. Yüzlerce tarım arazisi, ev, işyerleri ve araçlar sel suları altında kaldı. Felaketlerde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabırlar dilerim. Yaralanan vatandaşlarımıza da geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Allah ülkemizi ve vatandaşlarımızı tüm felaketlerden korusun.”

“ÇİĞ SÜT ÜRETİCİSİNİN ALIM GÜCÜ, ÜRETİMİ DEVAM ETTİRECEK SEVİYEDE DEĞİLDİR”

Hüseyin Darcan, açıklamasının devamında, Ulusal Süt Konseyi’nin en son toplantısında çiğ süt tavsiye fiyatınının 1 Temmuz-31 Aralık 2021 döneminde altı ay süreyle brüt 3 lira 20 kuruş olarak sabitlediğini hatırlatarak, “Bu fiyat süt üreticilerinin zarar etmesine neden olacaktır. Önümüzdeki dönemde döviz kur artışlarının yem başta olmak üzere diğer maliyetlere olası etkileri de dikkate alınarak fiyatlar yeniden belirlenmelidir” dedi.

Çiğ süt üreticisinin alım gücünün üretimi devam ettirecek seviyede olmadığını kaydeden Darcan, süte ilişkin gelişmeleri şöyle değerlendirdi: “Üreticilerimiz Ocak ayında bir litre süt sattığında 1,1 kilo yem alabilirken, Temmuz ayında ancak 0,97 kilo yem alabilmiştir. Yani bir kilo sütle bir kilo bile yem alamamıştır. Bilim insanlarımız sürdürülebilir üretim için paritenin 1,5 olması gerektiğini söylemektedirler. Mevcut yem fiyatlarına göre olması gereken çiğ süt fiyatı 4 lira 57 kuruştur. Hâlbuki süt fiyatları 1 Temmuz-31 Aralık 2021 döneminde altı ay süreyle brüt 3 lira 20 kuruş olarak sabitlenmiştir. Ama üreticinin eline geçen net fiyat ise 2 lira 94 kuruştur. Aradaki fark çiğ süt fiyatlarını artırarak, yem fiyatlarını düşürerek ya da çiğ süt primini artırarak ve destekleri zamanında ödeyerek kapatılabilir. Çiğ süt fiyatları önümüzdeki dönem için bu şekilde uygulanmaya devam ederse daha önceki açıklamalarımızda da sürekli vurguladığımız gibi ne yazık ki hayvanlar kesime gidecek, yeni bir kriz kaçınılmaz olacaktır.”

“YEM FİYATLARI GEÇEN YILA GÖRE CİDDİ ORANDA ARTTI”

“Fabrika yemi fiyatlarının Temmuz ayında döviz kurunda yaşanan gerilemeler ve TMO’nun piyasaya ucuz hammadde vermesiyle ancak yüzde 2 civarında gerilemiştir. Bu düşüş yeterli değildir. Üreticilerimiz daha büyük düşüşler sağlayacak müdahaleler beklemektedir” değerlendirmesinde bulunan Hüseyin Darcan, şöyle devam etti: “Süt yemi fiyatlarına son yedi ayda yüzde 27,9, son bir yılda ise yüzde 62,7 oranında zam geldi. Çiğ süt fiyatları yılsonuna kadar sabitlendi, ama yem fiyatlarının ne kadar yükseleceğini kimse bilmiyor. Merkez Bankası piyasa katılımcıları 2021 Ağustos anketine göre yılsonu dolar kuru beklentisi 8,94 olarak tahmin edilmektedir. Yani yılsonuna kadar döviz kurunun artacağı, kendisine bağlı yem fiyat artışını da tetikleyeceği görünmektedir. Yılsonuna kadar sabitlenen çiğ süt fiyatlarının bu öngörü dikkate alınarak yukarı yönlü revize edilmesi elzemdir.”

“ÇİĞ SÜT DESTEKLERİ SON YEDİ AYDIR ÖDENMİYOR”

“Çiğ süt fiyatları belirlenirken devletin verdiği desteklerde dikkate alınmakta, teşviklerle üreticinin eline geçecek para üzerinden hesaplar yapılmaktadır. Bu şekilde yapılan hesaplamanın doğru olmadığını yedi aydan beri ödenmeyen desteklerle daha iyi görüyoruz” vurgusu yapan Darcan, “2021 yılı içerisinde üreticilerimize hak ettikleri primler henüz ödenmedi. Paranın da bir değerinin olduğunu anlamak lazım. Ocak ayında verilecek para Ağustos ayında verilince ne yazık ki yeterli etkiyi yapmıyor. İstediğimiz sonucu almak için destekler sanayicinin üreticiye ödeme yaptığı dönemle yani sütün teslimini takiben aynı zamanda yapılmalıdır. Unutulmamalıdır ki, zamanında ödenmeyen desteklerin üreticilerimize katkısı yeterli değildir.

Çiğ süt piyasasında fedakârlık bugüne kadar hep çiğ süt üreticisinden beklendi. Üreticimiz de bu beklentiyi yıllardan beri fazlasıyla yerine getirdi. Çok küçük kâr paylarıyla hatta çoğu zaman zararına sütünü satmayı kabul etti. Ancak, artık fedakârlık yapacak bir gücü kalmamıştır. Adil işleyen bir süt piyasası için bu sektöre hizmet eden, girdi sağlayan herkesin özveriyle elini taşın altına koymasının zamanı gelmiştir. Üretici biterse, süt de biter” diye konuştu.

“KURAKLIK YARDIMI BİR AN ÖNCE ÖDENMELİDİR”

Hüseyin Darcan, kuraklık ile ilgili yaşanan son gelişmeleri de değerlendirerek şunları söyledi: “Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin Mayıs başında hazırladığı Kuraklık Raporu’nda kuraklıktan zarar gören il sayısı 22 iken Mayıs ayı sonunda 41’e yükseldi. Ancak Mayıs ayı yağışlarının Türkiye genelinde geçen yılın Mayıs ayına göre yüzde 66 düşük olması, Marmara bölgesi hariç tüm bölgelerde yağışların azalması nedeniyle kuraklıktan etkilenen il sayısı artarak Haziran başında 52’ye çıktı. Yağışlarda görülen anormal düşüşler rekolte tahminlerinde de ciddi sapmalara neden olmuştur. Hububat ve baklagiller kuraklıktan en fazla etkilenen ürünlerdir. Arpa, buğday ve kırmızı mercimekte önemli üretim kayıpları olmuştur. Ayrıca kuraklık, yeni ekilen mısır, şekerpancarı, patates, yeşil mercimek ve sebzeleri de olumsuz etkilemiştir. Meyveler, yem bitkileri ve meralar da susuzluktan zarar gören tarım alanlarıdır. Bunun sonucunda piyasada yaşanan arz-talep dengesizliği sadece üreticileri değil tüketiciyi de olumsuz etkilemekte ve tarım ürünleri fiyatları istikrarsız hale gelmektedir. Tarımsal üretimde sürdürülebilirliği sağlamanın ve gıda tedarik zincirini zaafa uğratmamanın birinci ve vazgeçilemez yolu desteklerdir. Dolayısıyla, kuraklık destek ödemelerinin kuraklık şartlarına göre güncellenmesi ve mutlaka vakit kaybedilmeden ödenmesi gerekir.”

“ÜRETİCİLERİMİZİN BÜYÜK BİR BÖLÜMÜ MAALESEF TARIMA KÜSMEK ÜZEREDİRLER”

Hem Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün hem de kuraklık konusunda çalışmalar yapan uluslararası kuruluşların bu yıl ülkemizde son 50 yılın en kurak aylarının yaşandığını açıkladıklarını hatırlatan TZOB (Türkiye Ziraat Odaları Birliği) Yönetim Kurulu Üyesi ve İpsala Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Darcan, “Türkiye tarımının adeta ateşten gömleği olan döviz kuruna bağlı girdilerdeki enflasyon üstü fiyat artışları, tarımsal desteklerdeki yetersizlik gibi üretim yapmayı olumsuz etkileyen sorunlara bir de aşırı kuraklığın eklenmesi üreticilerimizi fazlasıyla mağdur etmektedir. Dekar başına en fazla 100 lira olarak belirlenen desteklemelerin ödenmesinde yaşanan belirsizliklerin ilgili kurumlarca bir türlü bertaraf edilememesi sonucunda üreticilerimizin büyük bir bölümü maalesef tarıma küsmek üzeredirler. Onların tarımsal üretimi terk etmesi beraberinde başka sosyal ve ekonomik sorunları da getirecektir. Yaşanan küskünlüğü bir nebze azaltacağına inandığımız kuraklık desteğinin küçük miktarda olmasına rağmen en kısa zamanda çiftçilerimizin hesaplarına yatırılmasını bekliyoruz. Ancak, şimdiye kadar yetkililer tarafından desteklerin ne zaman ödeneceği net olarak açıklanmadı. Kuraklığın tarımsal üretim üzerindeki yok edici etkilerine en yakından tanık olan toplum kesimi üreticilerimizdir. Bu nedenle üreticilerin sesine mutlaka kulak vermemiz gerekir. Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak yayınladığımız kuraklık konulu raporlardaki öngörülerimizin neredeyse tamamı gerçekleşmiştir. Bu nedenle, kuraklığın yakıcı etkilerini en aza indirmek amacıyla hazırladığımız ve kamuoyuyla, ilgili kurum ve kuruluşlarla sürekli paylaştığımız taleplerimizin bir an önce gerçekleştirilmesini bekliyoruz.”