BÜLENT SAYLAM

Gaytancıoğlu, gıda enflasyonu düşürmenin yolunun ithalat ya da sıfır gümrük vergisi uygulamak olmadığını hatırlatarak, üreticinin desteklenmesi gerektiğini söyledi. Gaytancıoğlu, bugünkü koşullarda süt teşvik priminin en az litre başına peşin olarak ödenmesi şartıyla 2 TL olması gerektiğini, yemde de ciddi bir sübvansiyon yapılmasının önemine dikkat çekti. Gaytancıoğlu, şubat ayından sonra çok ciddi bir süt krizinin olacağını iddia etti.

SÜT İNEKLERİ BESİ HAYVANLARINA RAKİP OLDU

Türkiye’de et ve süt hayvancılığının beraber incelemesi gerektiğini söyleyen Gaytancıoğlu, açıklamasına şöyle başladı: “Çünkü Türkiye’de yapılan hayvancılık, kombine, hem et hayvancılığı hem süt hayvancılığını. Yeni doğan erkekler besiye çekiliyor. Dişiler de sürüde süt ineği olarak kullanılıyor. Ama AKP’nin uyguladığı politikalar neticesinde maalesef erkek hayvanlar çok uzun bir zamandır. Tabii herkes böyle yapmıyor ama % 80’ni neredeyse bu işi bıraktı. Erkek hayvanları beslemiyor çünkü yem maliyeti çok yüksek bir de beslediği zaman et fiyatı çok düşük. Neden çok düşüktü? Çünkü süt inekleri kesildi. Süt ineklerinden de et elde edildiği için ete rakip oldu. Besi hayvanlarına rakip oldu. Bir de bilinçsiz bir şekilde geçtiğimiz bundan 6 ay önce Sırbistan ve Bosna Hersek üzerinden 400 bin ton kemiksiz et ithalatı geldi. Yani Türkiye’de et sıkıntısı hiç hissedilmedi. Ondan dolayı da kıyma fiyatları 130-140 TL’ler seviyesinde hep seyretti. Fakat artık kesilecek neredeyse inek kalmadığı için bu sefer de ne oldu? Et fiyatları ciddi bir yükselişe geçti. Bunu gören Et-Süt Kurumu da o da fiyatı arttırdı. Ama et süt kurumunun piyasadaki ağırlığı % 5 bile değil. Bazen televizyonlarda sıraya giren emeklileri görürsünüz onlara kişi başına yarım kilo kıyma verirler. Saat 11.00’de de bitirirler. Yani piyasada hiçbir varlıkları yok. Et açısından baktığımızda durum bu.” 

BÜYÜK BİR BAŞIBOZUKLUK VAR

Süt konusunda da Gaytancıoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Süt açısından da bakarsak süt ineklerinin kesilme nedeni, yüksek girdilerin ve süt fiyatının düşük olması idi. ‘Ulusal süt konseyi’ diye bir kurum oluşturuldu. Tarım Bakanlığı, sanayiciler, üreticiler, üniversiteler, çeşitli sivil toplum örgütlerinden kurulan bir kurul oluşturuldu. Bu kurul, uzun yıllar süt fiyatlarını belirledi. Onun paralelinde gitti ancak son bir yıldır. Belirlediği fiyatlar gerçek maliyetleri yansıtmadı. Hep üreticiler süt ineklerini kesmeye başladılar. Yani piyasada oluşan fiyatlar çok düşüktü. Süt işletmeleri de yani büyük firmalar, SÜTAŞ, Pınar, Danone, SEK gibi büyük kartel firmalarda üreticinin sütünü ne kadar düşük alırsak o kadar iyi olur mantığıyla hareket ettiler. Fakat artık süt kalmayınca onlar da sıkıntıya düştü. Ulusal Süt Konseyi artık süt fiyatını belirlese de kimse dikkate almadı. En son belirlediği fiyat 8 buçuk lira. Ama piyasada süt bulunmayınca o büyük firmalar ne yapmaya başladılar, ihaleyle süt almaya başladılar. 10 liralardan, 11 liralardan 12 liradan. Çünkü gerçek maliyetler buralarda ve daha da maliyetler artıyor. Önümüzdeki günlerde daha da artacak. Çünkü taşıma fiyatları artıyor. Elektrik yani soğutma giderleri artıyor. Yem fiyatları zaten sürekli artıyor. Büyük bir başıbozukluk var.”

ULUSAL SÜT KONSEYİ'NE YENİDEN İŞLERLİK KAZANDIRILMALI

CHP Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu, devletin üreticiyi desteklemesi gerektiğini belirterek açıklamasına şöyle devam etti: “Devlet tarafından bakalım. Devlet bir kesilmemesi yönünde bir teşvik verdi mi? Veya sütün artırılması yönünde bir teşvik verdi mi? Evet, 30 kuruş olan destekleme primini 1 liraya çıkardı ama bir ay ödedi. Sonra 50 kuruşa düşürdü, 50 kuruştan devam ediyor. 20 kuruşa düşürdü, 30 kuruşa çıkardı. Böyle istikrarsız bir şekilde indirip çıkartarak süt üreticisini de perişan etti. Şimdi yapılması gereken şudur: Süratle Ulusal Süt Konseyi'ne yeniden işlerlik kazandırılmalı ve gerçek bir süt maliyeti belirlenmelidir. Bu maliyet de en az 13 TL civarında olmalıdır. Ancak fiyatı arttırmakla süt üreticisinin sorunu çözülmüyor. En büyük çözüm yemde destekleme yapmak ve süte teşvik primi vermek. Devlet tarafından bir prim verilsin ki süt üretimi cazip olsun. Bugünkü koşullarda süt teşvik primi en az litre başına 2 TL olmalı ve peşin olarak ödenmeli yemde de ciddi bir sübvansiyon yapılması gereklidir. Kısa vadede yem fiyatının yarısının devlet tarafından karşılanması gerekmektedir. Bunlar yapılmazsa, şu anda biz içecek süt neredeyse bulamıyoruz.”

ŞUBAT AYINDAN SONRA DAHA BÜYÜK BİR KRİZ OLACAK

Süt sektöründen bir firmanın genel müdürünün kendisine yakında krizin geleceğini söylediğini ifade eden Gaytancıoğlu, “Bir firmanın genel müdürüyle görüştüm. Dedi ki: Şubat ayından sonra daha büyük bir kriz olacak. Neden? ‘Çünkü’ dedi. Asgari ücret yükseldi. Tüketicinin biraz alım gücü yükselecek memur ve emekli maaşlarına biraz zam yapıldı. Şimdi bütün tüketiciler neredeyse süt ve süt ürünleri alışverişlerini azalttılar. Hatta yapmıyorlar. Yani peynir fiyatı Cumhuriyet tarihinde ilk defa et fiyatını geçti. Kimse yoğurt satın almıyor, kimse içecek süt almıyor. Pastörize süt almıyor. Sokak sütü bile 15 TL olmuş. Dolayısıyla piyasalar ciddi anlamda bozulmuş, yapılması gereken dediğim gibi kısa vadede hem besi hayvancılığında hem süt hayvancılığında destekleme vererek başka ülkelerin çiftçilerine muhtaç olmamaktır.”

GIDA FİYATLARI DÜNYADA %15 ARTTI AMA TÜRKİYE’DE %105 ARTTI

Gaytancıoğlu, açıklamasını şöyle sonlandırdı: “İktidar son günlerde şunu yapıyor. 50 bin baş kesimlik hayvan ithalatı yapılacağı söyleniyor. Böylelikle et fiyatlarını düşürmeye çalışıyor. Hükümet tamamen tribünlere oynuyor. 2-3 aylık zamanı kaldı. Bu süre içerisinde gümrük vergilerini düşürerek, ithalat yaparak piyasayı fiyatları artırmayacağını  zannediyor ama şunu hiçbir zaman unutmayalım, son bir yılda dünya gıda fiyatları %15 arttı ama Türkiye’de %105 arttı. Demek ki gıda enflasyonu düşürmenin yolu ithalat ya da sıfır gümrük vergisi uygulamak değil, üreticiyi desteklemek. Yani hem besi hayvancılığına destek vermek hem süt hayvancılığına destek vermek böyle olursa piyasalar düzelir. Aksi halde önümüzdeki aydan itibaren denildi ki bana biz süt bulamayacağız. Şu anda bir köyde bir yerleşim yerinde 3 ton 5 ton tek bir süt bulduğumuzda şapkayı havaya atıyoruz. Yani süt bulunamıyor, hayvan bulunamıyor.”