Karagöz ile Boğa iki kardeşler Hüseyin amca tarafından çiftçilikte kullanmak için yetiştirilmiştir. Onlar da insanlar gibi büyüyüp iş yapacak hale gelene kadar çeşitli evrelerden geçmektedirler. Önceleri buzağı olarak doğup annelerinden süt emerek büyürler. Eğer iyi beslenirlerse bir yılda güçlü erkekler boğa halini alırlar. 

Çiftçilikte kullanılacak ise  Boğayı burarlar (Adım ederler) eğer satılacak ise adım atmaya gerek kalmazlar besiye çekilip uygun durma geldiklerinde satışa sunarlar. Bir,iki yaşlarına geldiklerinde dana olarak adlandırılır. Bunların gençlik çağıdır. Daha biraz olgulaştıklarında Öküz halini alırla buda koşum yapılacak gelmiş demektir.

İki kardeşe isim vermek gerekir tabi ki bu işte Hüseyin amcanın oğullarına düşer onlar da büyüğüne Karagöz küçüğüne Boğa adını verirler. Şimdi çiftçilik eğitimi alacaklardır. Hüseyin  amca ilk önceleri boş yani yük olmayan arabaya koşar. Acemi öküz için bu işler çok zordur. Çok sabır gerektirir. Bu işi Oğlu Şükrü’nün yardımıyla yapmak zorundadır. Koşuma hazırlanan öküzler  koşum için arabanın yanına getirilerek yerini alırlar boyunduruluk enselerine gelecek şekilde ayarlanıp yerden kaldırılır. Ve boyunlarına geçilerek koşum tamamlanmış olur. 

Şimdi tarlaya gidilecektir. Hüseyin amca arabaya biner. Oğlu Şükrü öküzlerin önünde öküzlere bağlı Çatıyı (Urgan) eline alarak tarlaya kadar gidilir. Dönüşte aynı işlem uygulanır bu iş böyle belki altı ay belki bir yıl devam edebilir. Tarlayı sürerken de aynı işlem uygulanır. Hem de böylece sahibiyle, öküzler arasında duygusal bağ da oluşmuş olur. 

Hüseyin amca ve oğlu Şükrü artık öyle bir duygusal bağ kurmuşlar ki onların acıkıp susadıklarını  ve rahatsızlandıklarını hemen anlayabiliyorlardı. Öküzler de onları benimsemişler onlara hiç zarar vermedikleri gibi koruma güdüleri bile vardı. Hüseyin amca öküzleri ormanın (Baraj yeri) içine otlamaları için bırakır ve geri gelmeleri için seslendiğinde onlara seslenerek geri gelirler.

Hüseyin amcanın sığıra giden bir de ineği vardı. Akşam sığırdan dönerken köy kahvesinin önünde durur kahveye dönerek Hüseyin amcaya adeta 'ben geldim hadi eve' diye en az iki, üç defa seslenir. Kahvedekiler de 'kalk Hüseyin amca seni çağırıyorlar' diye espiri yapıyorlardı.

Öküzlerin koşumları sorun olmaktan çıkmış yardımcı bile oluyorlardı. Boyunduruluğu kaldırırken eğilerek kendileri bu oyunlarına geçiriyorlardı. Tarlada sürer iken kapak başlarında kendileri dönüyorlardı. Hüseyin amca artık rahatlamış oldu. Akşam olunca eve dönerken arabada uyumuş olsan bile arabayı eve getirirler. Sadece aç, susuz bırakma bulursun kendini bir derenin orta yerinde.

Şükrü'nün anlattıklarına göre bir gün tarladan eve döner iken köy yakınında bayramın derede  birden ürkütücü bir sesle irkilir ve uyuduğunun farkına varır. 

Çünkü arkadan gelen Hasan amca Şükrü'nün uyuduğunu fark eder ve seslenerek uyandırır.

Hayvanları otlatmaya gittiğinde daha önceleri derin dere olan yer mille dolmuş Şükrü havyanları ile birlikte karşıya geçerken Karagöz mile saplanır. Şükrü ve arkadaşları Karagöz'le uğraşır iken  Boğa karşıya geçmiş abisini beklemektedir. Yanında mısır tarlası vardır ama Boğanın gözü mısır tarlasını görmemektedir. Normalde  Boğa fırsatı değerlendirerek tarlayı yarı yapması lazımdı.Bunlar hep ibretlik derslerdir.

Şükrü babasından traktör alınmasını ister fakat Hüseyin amcanın maddi olarak alacak gücü de yok. Kardeşine 'ortak alalım' diye teklif eder. O da traktörle uğraşacak zamanı olmadığını söyler ve teklifi kabul etmez. Hüseyin amca arayış içindedir. O zamanlar Pancar şirketi üyelerine taksitle Traktör veriyordu  ama önce şirkete başvuru yapıp yazılman gerekiyordu. Müraacatından en az iki veya üç yıl sonra çıkıyordu. Hüseyin amca yazılmış sırasını bekliyordu. O sıralar Kıbrıs sorunu var. herkes şaşkındı kimisi yatırdığı parayı geri alıyordu. Hüseyin amca 'bana bir şey olmaz' diyen tiplerdendi. Parasını geri çekmeyen kişilerdendi. Sonunda Hüseyin amcaya şans güldü traktör çıkmıştı böylece ailede mutluluk rüzgarları esiyordu.

Şükrü'de bambaşka bir mutluluk vardı. Alacakları traktörü misafirliğe gittiği yerde üç yıl önce rüyasında görmüştü. Sabah ev sahibinin oğlu Münir ile paylaşmış Münir de 'aç tavuk kedini buğday ambarında görür' diyerek alay ediyordu.

Hüseyin amca parayı tamamlayabilmesi için öküzleri satması gerekiyordu.  Oğlu Şükrü'yü de yanına alarak Keşan pazarının yolunu tuttu. Pazara gelindiğinde Şükrü, Karagöz ve Boğayı bağlı bulundukları iplerinden tutuyor bir yandan da onları okşuyordu arada cambazlar geliyor bir iki el vurup gidiyorlardı Şükrü dalgın dalgın yılların verdiği dostları ile şakalaşırken babasının yanında iki tüccar ile birlikte yanına geldiklerini fark eder. Tüccar 'oğlum öküzleri şu telefon direğine bağla'   Öküzlerin en çok satılmasını isteyen Şükrü adeta yıkılır. Ona şimdiye kadar şaka gibi gelmişti bu sanki bir oyundu. 

Şükrü  can dostlarını direğe bağlar onları öperek vedalaşır. Arkasına ancak bir kere bakabilir. Gözyaşlarını tutamayarak bir daha görmemek üzere oradan ayrılır. Hala rüyalarına girdiğini ve aynı duyguyu yaşadığını anlatır…

Editör: BÜLENT SAYLAM