HABER MERKEZİ

Açıklama şöyle;

“İnsanlık tarihinin gördüğü en kanlı savaşlardan biri olan İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı gün olan 1 Eylül, yarım asrı aşkın bir süredir, bütün dünya halkları tarafından, çeşitli etkinliklerle, savaşlara karşı barış, düşmanlıklara karşı kardeşlik duygularıyla yaşanmaktadır.

Emek üzerindeki sömürünün her geçen gün arttığı, açlığın ve yoksulluğun yaygınlaştığı, düşünceyi ifade ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller ve yasakların devam ettiği bir dönemden geçiyoruz. Emekçilerin kazanılmış haklarını ortadan kaldırmak için gece gündüz çalışanlar, bir taraftan ekonomik krizi bahane ederek emekçilerin sofrasındaki ekmeği küçültmek için adımlar atarken, diğer taraftan halktan toplanan vergileri yine halkın ihtiyaçları için harcamak yerine füzelere, bombalara ve savaş uçaklarına harcamayı tercih etmektedirler.

Emekçilerin ve halkın her geçen gün ağırlaşan yaşam koşullarında, emek eksenli politikalara duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. Eğitimi, sağlığı, sosyal güvenliği, kamu yararını ve yatırımı esas alan; demokratik, insan hak ve özgürlüklerine saygılı bir devlet, içeride ve dışarıda barışçıl bir siyaset izleyen Türkiye özlemi ve mücadelesi güncelliğini korumaktadır.

Barış, yüzyıllardır insanlığın en başta gelen arayışlarının başında gelmiştir. Barışı kazanmak, korumak ve onu geliştirmek, emekçilerin ve tüm insanlığın geleceğini kazanmak açısından önemlidir. Bu nedenle barış mücadelesi, günümüzün en önde gelen ve en çok ihtiyaç duyulan mücadelesi konumundadır. Çünkü barışın, kardeşliğin ve demokrasinin yerleşmediği ülkelerde, emekçilerin var olan kazanımlarını koruyabilmesi mümkün değildir.

Demokrasi, yalnızca siyasi ve ekonomik hak ve çıkarlarımızın gelişmesi anlamına gelmemektedir. Emek sömürüsüne karşı mücadelenin güçlenmesi, temel sorunlarımızın kalıcı olarak çözülmesi, kadınlar üzerindeki her türlüden baskı ve şiddetin engellemesi, çalışma yaşamında, eğitimde, sağlıkta, tüm ekonomik ve sosyal sorunlara yönelik halkçı çözümlerin yaratılması için mücadele, savaş politikalarına karşı yürütülen mücadeleden ayrı değildir.

Kendileri gibi düşünmeyenler dışındaki herkesin hedef gösterildiği, sürekli tehdit altında olduğu, hukukun uzun süredir askıda olduğu, en temel hak ve özgürlüklerin ayaklar altına alındığı bir ülkede ne emekçilerin hak mücadelesi vermesi ne de eşit ve özgür bireyler olarak barış içinde, bir arada yaşamaları söz konusudur. Bu nedenle eğitim ve bilim emekçileri iktidarın savaş ve şiddet politikalarından yana değil, doğrudan doğruya barıştan yana taraf olmak zorundadır.

Emekçiler, ırkçı hezeyanlar üzerinden içeride ve dışarıda savaş çığırtkanlığı yapanların, masa başında kahramanlık destanları yazanların değil, savaş politikaları nedeniyle sefalet ücretine, işsizlik ve yoksulluğa mahkum edilenlerin yanında olmak zorundadır. Barış, birilerinin bizlere vereceği bir şey değildir. Aksine bizlerin, emekçilerin mücadelesiyle kazanılabilir. Bizleri ayrıştırmaya, milliyetçi-şoven politikalarla halklar arasında düşmanlık duygularını yeşertmeye çalışanlara karşı 1 Eylül Dünya barışının önemini savunmaya devam edeceğiz. 

1 Eylül Dünya Barış Günü’nü kutluyoruz”