RÖPORTAJ: BÜLENT SAYLAM

Keşan Öğretmenevi Bahçesinde Gazetemiz Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Bülent Saylam’la gerçekleşterdiği röportajın videosunun  ilk bölümünü Medya Keşan facebook sayfası ve Youtube Kanalından seyredebilirsiniz. 

İlk bölümde Ali Gülen doğumundan Kepirtepe Köy Enstitüsü’ne girişine olan yaşadıklarını kendine has üslubuyla aktardı. Sözü daha fazla uzatmadan 90 yaşındaki eğitim neferi Ali Gülen’in ilk bölümünü siz okuyucularımızla başbaşa bırakıyoruz.

Ali (Gülen) Amca bize önce bir sırrını vererek söze başlıyor. Öğretmenevinde hep aynı masada oturduğunu bunun da bir sırrı olduğunu söylüyor. Ali amcanın bu sırrını videomuzdan seyredebilirsiniz.

Ali Gülen ilk önce ailesinden bahsediyor ve dünyaya geliş hikayesini şöyle anlatıyor:

DOĞUMU

A.G. (Ali Gülen): Babam ağa sülalesinden Ramazan Ağa’lardan. Anamla evlendikten sonra Hüsniye adında ablam olmuş. Anama kızmış babam ‘lan’ demiş. ‘Erkek yapmadın bunu kız doğurdun bana bir erkek yapacaksın’ demiş. ‘Onu da yaparız be adam’ demiş. Hüsniye ablamdan sonra anam ikiz doğurmuş, ikisi de kız, babam adam akıllı kızmış. Almış kosayı Kızkapan’a çayır biçmeye gitmiş. 2 ay sonra gelmiş. 

Annesi - ‘Neredeydin be adam?’ demiş. 

Babası - ‘Çayır biçmekteydim’ demiş. 

Annesi - ‘Ben zannettim’ demiş ‘Benden kaçtın’

Babası - ‘Kaçtım’ demiş ‘Senden kaçtım’ 

İşte o kavganın sonunda ben oldum. İlginç (Ali Amcayla gülüyoruz.)

Ramazan Ağa sülalesinde bir erkek doğdu. 

B.S. (Bülent Saylam) Kaç yılında doğdunuz?

A.G. - 1932 Mayısın Ondokuzu. Büyükdoğanca köyünde. Babam almış çifteyi. Avcıydı. Dan dan dan dan bir kolon fişek boşaltmış. Köylüler de demişler ‘Bak bayramı kutluyor Recep ağa’ halbuki ben doğmuşum. 19 Mayıs bayramını kutluyor zannetmiş köylüler. Kahveye girince demişler. ‘Ne yaptın öyle be!’ Kaldırmış kollarını erkeğim oldu. Erkeğim oldu. Koltukları kabarmış yani ben oldum diye. 

çocukluk günlerimizde köyün en fakir idik biz ha! 2 ineğimiz 7 tane kazımız vardı. 15, 20 tane tavuk. 5 dönüm tarla köyde geçinmeye uğraşıyorduk. 

İşte o sırada Mecidiye’de bir dayımız vardı eğitmen. Mestan Ersöz. Ben yaya ağa da çoban iken koyunların yanından geçti bunlar.

Dayım ‘Ali’ dedi ‘sen okumacak mısın?’ 

‘Bak bunlar’ dedi. Öğretmen olmaya gidiyor.’ Dört çocuğu götürüyor ki Lüleburgaz Kepirtepe Köy Enstitüsüne. Akşam ben koyunları getirdim. 

‘Ana’ dedim, 

‘Mestan Dayım Mecidiyeköy’den çocukları Kepirteye götürüyormuş, öğretmen olacakmışlar.’ 

Annesi - ‘Sen de gitme be çocuğum’ dedi anam. ‘Erersin’ dedi. 

Annesi - ‘Günde bir sefer var Uzunköprü’ye araba var, her zaman yok. ’ dedi. 

Annesi -‘Saat dokuza kadar onlar gidemezler. Sen onlara erersin’ ve dediği gibi de oldu.

KEPİRTEPE’YE İLK GİDİŞİ

Erdim onlara otobüse beraber bindik. Uzunköprüye trenle beraber bindik. Lüleburgaz Kepirtepe beraber gittik. Biz gelince faytondan indik. Gelince kolunda ‘N.Ö.’ yazan bir abla Sabriye Türkoğlu diye Nöbetçi Öğrenci başkanı aldı, bizi götürdü. Rahmetli Kemal Üstün eğitim şefi dedi. Hepsini kaydediyor. Bana geldi, sıra. 

Kemal Üstün (K.Ü.)- ‘Ne geldin?’ dedi.

Dedim: ‘Okumaya geldim, ben öğretmen olacağım’

K.Ü. - ‘aferin be’ dedi 

K.Ü. - ‘Hani nüfus kağıdın?’

A.G. - ‘yok’, 

K.Ü. - ‘Hani diploman?’ 

A.G. - ‘yok’, 

K.Ü. - ‘Hani vekaletnamen?’

A.G. - ‘yok’, 

Bir kağıda yazdı ne lazımsa. 

K.Ü. - ‘bunları yaptır gel’ dedi. 

K.Ü. - ‘Bu defterin burasına yazıyorum senin dedi yedek öğrenci’

Döndüm, ben. Geldim Keşan’a. Gittim köye anama anlattım durumu. 

Annesi - ‘O zaman’ dedi. 

Annesi - ‘Lüleburgaz’da benim akrabam var, ben de geleyim seninle’ 

KEPİRTEPE’YE İKİNCİ GİDİŞİ

Yolları ben öğrendim, treni de öğrendim, indik Faytonla Lüleburgaz’a gittik. akrabayı bulduk, Lüleburgaz’ın zenginlerinden. O zaman şey yok teyp, daktilo gibi şey araçlarını satıyor akraba bizim. Onlarda kaldık, o gece. Fayton tuttu, sabahleyin Kepirtepe’ye. 

K.Ü. - ‘Geldiniz mi? 

A.G. - Geldik, anam da geldi. Ben kaçmayayım başka yere diye. 

K.Ü. - Bak seni yedek öğrenci defterinden siliyorum. Asil öğrenci defterine yazıyorum seni. Sen bizim öğrencimiz oldun. 

Anam teşekkür etti. Kemal Üstün’e eti sizin kemiği benim dedi. Yani istediğiniz gibi pataklayın. (Ali Amcayla gülüyoruz.)

KEPİRTEPE’YE KAYIT OLUŞU

İlkokul üçten mezunum diplomayı koyduk. Vekaletnameyi koyduk. Bekir Varnalı Keşan’ın en zengini. Tatar Bekir derler ona. 

B.S. - ‘Bekir Varnalı neyiniz oluyor sizin?’

A.G. - Dayım. 

Vekaletnameyi verdik. Lüleburgaz Kepirtepe Köy Enstitüsüne 21 Eylül 1945 yılında kayıt oldum. 1952 yılında mezun oldum

KEPİRTEPE YILLARI

B.S. - ‘Ne gibi dersler gördünüz? Orada neler öğrettiler size? 

A.G. - Kepirtepe Köy Entitüsüne gittiğim zaman hiç yabancılık çekmedim. Cuma günü kayıtlarımız yapıldı. Pazartesi günü koyun otlatmaya gittim, 

B.S. - ‘Köy yaşamı vardı yani orada’

A.G. - ‘Var’ 8 çift öküz vardı, 10 tane inek var. 

B.S. - Okulda mı var? 

A.G. - ‘Okulun onlar evet. 12 tane beygir var koşuluyor. Kepirtepe’de pancar, buğday, mısır bakla da ekerdiler tohumluk gübre için. yeşilken daha baklaları örterdik. 3 katlı ranzalar da tahtadan bir çadırda kaldık. Bizim devre çadıra geldi, yatakhane yok. Yatakhaneler bizden önce dolmuş hem de üçer katlı ranzalar. Ama inşaat devam ediyordu. Temeller kazılmış, duvarları öğrenciler işliyordu. Sonra bir yatakhane oldu. Biz de oraya geçtik. Çadırdan oraya geçtik. 

İlkokul üçten gittiğimiz için dördü beşi orda okuduk, 5 sınıfın sonunda imtihanlarda orada kalmaya hak kazandık ve bizi ayırdılar. Sınıf, sınıf, demirciler, marangozlar, dülgerler, yapıcılar ben demirciliği seçtim. Okulda hep demirhanede çalıştım. Körük çekmesini, demir dövmesini, kaynak yapmasını orada öğrendim. Ben kalay yapmasını orada öğrendim. 

B.S. - Bu tencerelere kalay yapılıyordu. 

A.G. - Kazanlara tencerelere tabakları kalay yapıyorum ben, hoşuma gitti, okul. 

Yalnız bir saatimiz vardı. Gündüz ziraatçılar yani tarlada olanlar geldikten sonra bir ders 40 dakika okuma saati vardı. Yani ders kitapları değil kütüphaneden alınan romanlardan başka okumak yoktu. Okuduğunuzu da özetle idareye veriyorsun. En çok şey hoşuma gitti benim, hatta hayatımda hep onu uyguladım. Güliver’in maceraları o çok hoşuma gitti. Belki de hayatımın şeyi oldu. 

Hiç nahiyelerde, belediyelerde, kazalarda, illerde görev yapmadım. 30 yıl köylerde çalıştım. Köyleri düzenlemeye çalıştım. 

B.S. - Çayınızı içiniz, soğuk çayınızı çayınızdan için isterseniz çayımız soğudu. 

A.G. - Soğuk içerim ben’

B.S. - Soğuk mu içiyorsunuz? Peki 

B.S. - Hep böyle mandolin, görürüz Köy Enstitülerinde, mandolin veya herhangi bir müzik aleti çaldınız mı siz de?

A.G. - Okulda enstrüman çalmayan mezun olamaz. İlle bir enstrüman çalacak. Kaval olsun kabul, kaval bile yani.

B.S. - İlla bir tane enstrüman çalmak zorunlu çalmak zorundasın. 

A.G. - 30 tane mandolin vardı, 5 tane ud vardı, 15 tane saz vardı, 2 tane akordiyon vardı, bir tane piyano vardı. Müzik odası ayrıydı. Fizik dersi için laboratuvar da ayrıydı. 

B.S. - Bütün derslerin laboratuvarları vardı yani. 

A.G. - Hatta laboratuvarda salona ayrı sabun ürettik. Herkese sabun dağıttık. Üzerlerine birer damla gül esansı damlatıyorsun, güle kokuyordu sabunlar. Öğretmenimiz çok iyiydi. 

A.G. - Fotoğrafçılık, orada öğrendim. Fotoğraf bölümü de vardı.Fotoğraf makinesi var. Çektiriyorlar falan bak buraya bak oraya ayarlarını öğrendik

Sonra hayatımda hep fotoğrafçılık yaptım, hatta Gürgendere Köyünde sürgün gittiğim zaman. 60 poz köydeki derelerin fotoğrafını çektim, derenin akışını çektim. Su değirmenin taşını çektim falan 60 boz.

B.S. - Onlar hâlâ mevcut mu? Şu an sizde mi onlar? 

A.G. - Onlar yok oldular. O zaman daha. Ev yandı. Ev ile beraber onlarda yandı. Halenüzülüyorum yani. Dışarıda bırak ayakkabılık da koy onları orada çalacaklar diye içeriye alıyorum. Ona  çok üzülüyorum ben. Hayatımda tek üzüntüm o oldu. 

DEVAM EDECEK…