ERDOĞAN DEMİR

Yazla’nın yaptığı yazılı açıklama şöyle;

2023-2024 Eğitim Öğretim yılı 1. döneminde de gördük ki; başta öğretmen yetiştirme politikalarındaki problemleri olmak üzere, personel istihdam sorunları, derslik açıkları, fiziki ortam yetersizlikleri, öğretmensiz okullar, ikili eğitim öğretim garabeti, bilimsellikten, sanattan, spordan uzak programlar ve birçok plansız yaptırım oldu, mantığı ve yanlı uygulamalar sonucunda eğitim sistemimiz sorunlar yumağı haline gelmiş eğitim emekçileri, öğrenciler ve veliler yine mağdur edilmiştir. Çözüm ise Eğitim-İş’in her zaman savunduğu gibi bilimsel, laik, çağdaş, adil ve kamusal bir eğitim sistemini inşa etmektir. Dünyada Başöğretmen unvanlı bir liderin kurduğu tek ülke olan Türkiye Cumhuriyeti’nde ülkenin geleceği için tehlike çanları çalmakta, ülkenin geleceği olan öğrenciler eğitimsizliğe itilmekte ve geleceğin mimarı olan eğitim emekçileri itibar saldırısına uğramaktadır.

Eğitim öğretim sisteminde yeniden kurucu değerlere dönülmelidir. Bunun için diyoruz ki:

• “Öğretim Birliği Yasası” çıkarıldığı tarihteki şekliyle aynen uygulanmalıdır. Yasanın öngördüğü şekilde tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmalı, adına eğitim kurumu denilen ancak bilim ve akıl temeline dayanmayan kuruluşların tamamı kapatılmalıdır.

• Eğitimin vazgeçilmez en temel bir insan hakkı olduğu gerçeği düşünülerek ülkemizde yaşayan tüm çocuklar, 3 yaşından 18 yaşına kadar bilimsel temelli eğitim yapan kamu kurumlarında örgün eğitimden parasız yararlanmalı, okul öncesi eğitim, zorunlu eğitim kapsamına alınmalıdır.

Okulöncesinden liseye tüm okullarımızın, öğrencilerin coşkuyla gitmek istedikleri kurumlar olabilmesi için:

• Eğitimin ayrılmaz bir parçası olan ulaşım ve beslenme ihtiyaçları giderilmeli, öğrencilere en az 1 öğün yemek ücretsiz olarak verilmelidir.

• Öğrencilerin her türlü ders materyalleri sağlanmalı, okulların ısınma ve personel ihtiyacı giderilmelidir.

• Cumhuriyetin 100. yılında ülkemizde halen ikili öğretim uygulamasının devam ettiği okular bulunmaktadır. Özellikle büyük kentlerde yaşanan ulaşım sorunları nedeniyle ikili öğretim, öğrencilerin eğitim hakkına olumsuz yansımalara yol açmaktadır. İkili öğretimden bir an önce vazgeçilmeli, bunun için gerekli yeni okul binası ve altyapısı sağlanmalıdır.

• Kültür, sanat ve spor derslerinin müfredattaki ağırlıkları giderek azaltılmış, bu dersler 8 yıllık temel eğitimde ve ortaöğretimde adeta dışlanmıştır. Öğrenci gelişimi için büyük önem arz eden sanat ve spor dersleri ile felsefe dersinin ağırlıkları arttırılmalıdır.

• Cemaat ve tarikatlara öğrenci kazandırmanın bir aracı haline getirilen her türlü örgün eğitim dışı uygulamalara son verilmelidir. Öğrencilerin fiilen okula gitmedikleri açık öğretim okulları ile çeşitli sanayii dallarında staj adı altında çalıştırmaya dayalı mesleki eğitim uygulamaları kaldırılmalıdır.

• Din adamlarına okul ortamlarında rol vermeyi amaçlayan ÇEDES türü uygulamalar ile tüm eğitim dışı aktörlere okullarda görev verilmesi uygulamalarına son verilmelidir

• Laik ve bilimsel eğitimden yana olan eğitim emekçileri, eğitimin içeriğinden, yaygın eğitim kurumlarının programlarına kadar her alanda söz sahibi olmalıdır.  Milli Eğitim Bakanlığı, eğitime dair kararlarını bilim insanları, eğitim emekçileri ve temsilcilerinden oluşan kurullarda almalıdır.

Ülkemizde öğretmenlerin yetiştirilmesinden istihdamına ve mesleki haklarına kadar, temel birçok alanda gerileme yaşanmıştır. Öğretmenlik mesleğini yeniden saygın hale getirmek için:

• Öğretmenler arasında ayırıma yol açan Öğretmenlik Meslek Kanunu yürürlükten kaldırılarak yerine, öğretmenlerin hak ve sorumluluklarının tanımlandığı yeni bir düzenleme yürürlüğe konulmalıdır.

• Sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik uygulamasına son verilmelidir.

•. Eğitimin özelleştirilmesi politikalarına son verilmelidir.

• Cumhuriyetin bir aydınlanma projesi olan Halk Eğitimi Merkezleri bürokratik bir kamu kuruluşu olmaktan çıkarılarak demokrasi ve yurttaşlık, çevre duyarlılığı, toplumsal cinsiyet duyarlılığı, kent kültürü vb. konularda halkın bilinçlenmesine katkıda bulunacak bir yapıya kavuşturulmalıdır. 

Atanamayan öğretmen dönercilik yapıyor Atanamayan öğretmen dönercilik yapıyor

• Üniversiteler, siyasi iradenin son 20 yıldır uyguladığı baskılar nedeniyle özerkliğini büyük ölçüde kaybetmiştir. Bilimsel düşüncenin ancak özerk üniversitelerde doğup gelişeceği gerçeği hiçe sayılarak Türkiye’de yükseköğretim sistemi, üniversitelerine güvenmeyen ve merkezi otorite tarafından daha sıkı kontrol edilen kurumlar haline gelmiştir. Bu politikanın sonucunda üniversitelerimiz bilim üretemez hale gelmiş, özellikle son on yılda dünya sıralamasında gerilere düşmüştür.

• Üniversitelerin bilim merkezleri olabilmesi için 12 Eylül Askeri Yönetimince getirilen 2547 Sayılı YÖK Yasası kaldırılmalı, 1961 Anayasasının üniversitelere getirdiği özerklik yeniden uygulamaya konulmalıdır.

Tüm bunların yanı sıra yerelde de şahit olduğumuz gibi yönetici ve öğretmen görevlendirmeleri kanun ve yönetmelik tanımaz bir biçimde yandaş kayırmacığı ile yapılmaya devam etmektedir. Keşan da depreme dayanıksız raporu verilerek yıkılan iki okulumuz nedeniyle ikili öğretim yapan okullarımızın sıkıntılarını yakından biliyoruz. Yöneticilerin ve siyasi erkin fotoğraf çektirme yarışındaki gösterdikleri performansı yıkılan bu iki okulumuzun yerine bina yapımda da göstermelerini bekliyoruz. Daha önce de söylediğimiz gibi yıkılan iki okulumuz hariç Keşan da okullarımız için bina sorunu yok planlama sorunu var.

Her geçen yıl bir önceki yılı aratan eğitim sistemimizin yıllar içinde birikerek artan yapısal sorunları geçici, günübirlik politikalarla geçiştirilmekte ve bu bizlere çözüm olarak sunulmaktadır.

Eğitim-İş olarak diyoruz ki; Eğitim sistemimizde acilen ve gerçek bir reforma gereksinim vardır. Eğitim sisteminin gerçek işlevine kavuşabilmesi için her düzeyde yapılmaya ve yaygınlaştırılmaya çalışılan sınav sistemine ve eğitim sistemi üzerindeki piyasa egemenliğine son verilmelidir. Herkes için parasız ve nitelikli eğitimin koşulları yaratılmalıdır.”