Son yıllarda  Ersin Arslan, Melike Erdem , Kamil Furtun , Fikret Hacıosman ve Ekrem Karakaya  gibi hekimlerimiz,  hekim oldukları için katledildiler. Son 5 yılda 50 bin bin sağlık çalışanı saldırıya uğradı, bunların 12 bini fiziksel, geri kalanları hakaret veya tehdit gibi psikolojik saldırganlık olarak gerçekleşti.

20 yıldan fazladır  iktidarların  en fazla övündüğü konu, sağlık sisteminin yeniden yapılandırılmasıydı. Gıcır gıcır yeni yapılmış hastaneler, bal dök yala, tertemiz koridorlar, danışma masaları.  Doktor mu? Orası biraz sıkıntı.

“Mecburi hizmete gelen doktorları ağaca bağlayın, kaçmasınlar. Askerden fazla para alıyorlar" diyen Evren'den bugüne doktor nefretinde bariz bir değişiklik var.

Dünyanın en zor sınavlarını başarıyla geçip , oldukça yoğun bir eğitim hayatını da tamamlayarak meslek hayatına atılan hekimleri bekleyen en büyük tehlikelerden biri de   sözlü ve fiziksel saldırıya maruz kalmak oldu,

1990’lı yıllarda   başlayıp, sağlıkta dönüşüm diye  yürütülen bu faaliyet,  özünde vatandaşın cebinden daha çok para alıp ,sağlık çalışanlarına daha az ücret ödeyerek buradan elde edilecek paranın patronlara aktarıldığı sistemin kendisidir.

Su parkındaki arıza ne zaman giderilecek Su parkındaki arıza ne zaman giderilecek

İşçilerin alın teriyle kazandığı paralardan toplanarak oluşturulan SGK hastane ve eczaneleri, zamanla yeterli yatırım ve iş gücü ile desteklenmeden yok edilerek sağlık kurumları tek çatı altında toplanmış, burada artan yoğunluk kasıtlı olarak, özellikle büyük şehirlerde, randevu bulamayarak özel hastanelere yönlendirmiştir.

İlginç olanı bir ülkenin en yaygın zincir özel hastanelerine sahip olanlar, sağlık sisteminin başına getirilerek, sağlıkta dönüşümden nasıl para kazanılacağının en güzel örneği olmuşlardır. Bir yere gidemeyenler!  Mecburen bu zincir hastanelerde ucuz işçi olarak çalışmak için istifalara zorlanmıştır.

Devletin kendi imkanlarıyla dörtte bir maliyetine yapabileceği hastaneleri, özel sektöre % 80 hasta doluluk garantili 25-30 yıllığına kiralayarak,  yatmayan hastanın parasının da  sermaye sahiplerine aktarıldığı  sistemin de  adıdır. Geçilmeyen köprüden, uçulmayan hava alanınından alınan paraların kamudan özel sektöre aktarılma yoludur. Oysaki bir şehir hastanesi maliyetine 6-7 tane iki yüz yataklı kamu hastanesi kurulabilirdi.

Randevu siteminde 5 dakikada bir hasta bakmaya zorlanan bu nedenle yüzüncü bazen ikiyüzüncü hastasına yetişemeyen , durmadan koşturan ama yine de performansı yeterli olmayan sistemin adıdır sağlıkta dönüşüm.

Uydurma check-up  taramalarla hastalarından cebinden patronların kasasına daha çok para aktarılmasının adı da sağlıkta dönüşümdür.

Her gün şunu yapın , bunu üç beş kere okuyun  diye millete vaaz veren ve   kız çocuklarının okutulmasına  karşı olan malum şahsın  kalbi tekleyince soluğu Kardiolog hekimin yanında aldığı , başa gelince ölüm korkusunun herseyden üstün olduğu gerçeğinin adıdır .

İşin içinde bu kadar para ve rant varken sorunun gerçek nedenleri bilinmesin diye ‘Doktor Efendi dönemi bitti’ diyerek hedef gösterdikleri sistemin de ta kendisidir.

Geçenlerde bir sokak röportajında, “Eskiden doktorların yanına yaklaşamazdık, şimdi istediğimiz doktoru dövebiliyoruz” diyen, ama bu sözleri için bile ceza almayan vatandaşların yaratıldığı bu sistemde  artık dövecek doktoru bulmakta bile zorlanacaksınız .

Kamu Hastane laboratuvarlarını özelleştirerek yüksek fiyatlarla tahlil yapanlara

Koruyucu tedaviyle  böbrek yetmezliğini azaltarak, diyalize ihtiyaç duyan hasta sayısını düşürmek yerine daha çok diyaliz merkezi açmayı örnek sayanlara. Koruyucu, kollayıcı, önleyici tedbirlerin arttırılması yerine daha çok tahlil, daha çok ilaç yaz ki sistem yürüsün diyenlere.

Avrupa kıtasındaki tüm tıbbı cihazlardan daha çoğunu tek bir megakentte toplayarak MR-Tomografi çekilmeyen yurttaşımız kalmayacak diye övünenlere selam olsun.

1940 yılında Çin’deki kolera salgını başlayınca kendi ürettiğimiz, tekrar yazıyorum KENDİ ÜRETTİĞİMİZ , kolera aşılarını yollayan Cumhuriyet rejiminden, panemide  Çin’den aldıkları aşıyı  aracı şirketler üzerinden daha yüksek fiyatlara ülkeye  getiren  sistemin adı da sağlıkta dönüşümdür. Evet, vatandaş aşıya para vermedi ama kamu kaynakları aracılara kar olarak aktarılmadı mı?

Hacamat, sülük gibi zararı kanıtlanmış uygulamalar sağlık hizmetinde ücretlendirilirken serebral palsy  hastaları kas sertliğini azaltmak için ilaç ararken, yüzlerini  gerdiren,  kaşını kaldırıp, dudağına dolgu yapan, alın kırışıklığı için binlerce lira dökenlerin sistemidir bu  dönüşüm.

İtibardan ve güzellikten tasarruf yapamayanlar, lüks limanlarda ıstakoz yiyip paylaşanlar bu dönüşümün kazananlarıdır.

Yaşanması gereken güzel bir dünya var ve daha iyisini yaşamak mümkünken bundan mahrum bırakılanların sorumlusu hekimler, avukatlar, öğretmenler değil bu çarpık sistemin koruyucularıdır.

‘Allah başımızdan eksik etmesin’ diye överken, aynı zamanda ‘Allah düşürmesin’ diye sağlıkçıları gömen bu sistemde, Dr. Ersin Arslan’ın öldürüldüğü gün olan 17 Nisan’da ‘Sağlıkta şiddet sona ERSİN’ diyor ve  tüm gerçekliğiyle tekrar ediyoruz.

Hekim cinayetleri, sağlıkçıya şiddet;  bu toplumda sağlık sisteminden  haksız rant sağlayanların  , suçlarını örtmek , hedef şaşırtmak için toplumu kışkırtmaktan daha da ileri, politik bir suçtur!

Ekonomik sıkıntılarından, kendi  yaşamındaki tatminsizlikten, iç huzursuzluğundan, kıskançlığından, dünyaya olan alakasızlığından, öfkesini doğru mercilere yöneltecek cesareti olmayışından dolayı başkalarının hayatına musallat olan,  cesareti olmadığı için, başkalarının hayatına saldıran herkese en kısa sürede mutlu ve sağlıklı  bir hayat diliyorum.

Başta genç meslektaşım Ersin ve tüm katledilenleri minnetle anarken tekrar sesleniyorum.

UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ!