MEHMET AYTAÇ

Uzunköprü Gazetesi Yazı İşleri Müdürü İlker Ayvacı ve Muhabir Okan Yavaşer’in sorularını yanıtlayan Mustafa Bezbaş, siyaset nedenlerini, ön seçim ısrarını ve CHP’nin iktidarında gerçekleştirmek istediklerini anlattı. 

Uzunköprü Gazetesi’nin haber ve röportajı şöyle: 

“ÖN SEÇİMDE ISRAR ETMESİNİN SEBEBİ NE?”

Sözlerine önseçim ısrarının gerekçelerini belirterek başlayan Bezbaş; “Ben ve bana destek veren bir çok partilim yıllardır CHP içerisinde milletvekili adaylarının ön seçimle belirlenmesi için mücadele ediyoruz.  Bu mücadeleyi sadece Keşan’da değil, Edirne’de de Uzunköprü’de de aynı mücadeleyi veriyoruz. Uzunköprü’de geçmiş dönem belediye başkanı Enis İşbilen’in de bir çalışması olduğunu biliyoruz. Peki niçin ön seçim istiyoruz.  Ön seçim canlılık getirir. Ön seçimde tüm üyelerimiz ziyaret ediliyor, bizler gezdiğimiz yerleri sırf gezeyim diye gezmiyoruz, laf olsun diye fotoğraf çekilmek için gezmiyoruz. Benim bir köy ziyaretim 1 saati geçiyor. Sohbet ediyor, sorunları dinliyorum. Ben Edirne milletvekili aday adayıyım. Ben 52 yaşındayım ve Keşan da yaşıyorum. Doğaldır ki oradaki tanınabilirlik oranı ile buralarda tanınabilirlik oranı farklı. Bunu 2015 yılında gördüm. Ön seçimler çok önemli bir kriterdir.  Küskünlük ortamı asla olmaz. Birde eskiden partimizden bir geçiş süreci olmazdı. Üyeler kızsalar bile sandıkta oyunu yine CHP’ye atarlardı.  Ama artık bölgemizde bir İYİ Parti gerçeği var. Partililerimiz adayı beğenmezse İyi Parti’ye oy verebilme potansiyeli çok yüksek. Bunun da önüne geçmek adına üyelerin sesini duyurabilmek ve parti örgütümü harekete geçirmek adına mutlaka ön seçim yapılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

CHP tabanında önseçim talebinin olduğunun altını çizip bu talebi CHP genel merkezine kuvvetli bir şekilde ileteceğinin belirterek sözlerini sürdüren Mustafa Bezbaş; “Tabi yıllardır bu talebimi yüksek sesle dile getiriyorum. Ancak bunun 3 yolu daha var. Öncelikle partili STK’larımız gidip genel merkeze bu işin ciddiyetini anlatacağız. Ankara’ya belli bir isimle gidilip o isimde ısrar etmek yerine, ön seçim talebini istemek daha güçlü ses getirir. İnanın partinin gençleşmesi için ön seçim lazım. Arkadaşlar bu ön seçimde benim 1. çıkacağımın garantisi var mı? Bu parti içerisinde Belediye başkanları var, partinin içerisinde önemli yöneticilerimiz var. Sonuçta bağ kurulamıyor. Herkesle bağ kurulabilen insanlara ihtiyacımız var” dedi. 

“ATAMA LİSTESİNDE İSMİNİZ YER ALIRSA TAVRINIZ NE OLACAK?”

Milletvekili belirleme yöntemi talebine rağmen genel merkezin atama kararı alıp ismini listeye yazması halinde nasıl bir yol izleyeceğine yönelik bilgiler veren Bezbaş; “Ben  ön seçimle milletvekili olmak istiyorum. Ama bir gerçek var. İttifaklar. Sizlerin de bildiği gibi bu seçimler öncesi CHP’nin de yer aldığı bir millet ittifakı var. Parti ittifakla seçime girecekse ve sana ihtiyacımız var denilip görev verilirse bu görevden kaçamam.  Ama bana bunu bana genel merkez söyleyecek. Eğer bir atama kriteri aranıyorsa 2015 yılında yapılan ön seçimdeki sıralama dikkate alınmalıdır. O günkü sıralama Okan Gaytancıoğlu, rahmetli Erdin Bircan, Gürkan Güneser ve Mustafa Bezbaş olarak belirlendi. Ben 4. sırada idim. O zaman listeyi aynen devam ettirsinler.  Gürkan Güneser 1.  sıra ben 2.  sıra adayı olarak CHP listelerinde seçime girelim. İnanın bu tabloya CHP tabanı asla itiraz etmez.  Ama aday olayım ya da olmayayım ben partinin aleyhine çalışmam. Ön seçim yoluyla 3 milletvekili çıkaracağımızı düşündüğümüz için ön seçim istiyorum. İyi Parti’de de ön seçim sesleri duyuyoruz. İyi Parti’de ön seçim olur,  demokrasiyi bu ülkeye getiren CHP’de ön seçim olmazsa büyük sıkıntı yaratır” şeklinde konuştu. 

“ŞU ANDA EKONOMİDEKİ DURUM VE GELECEKTE BİZLERİ NELER BEKLEDİĞİNE DAİR GÖRÜŞLERİNİZ NEDİR?”

“Hepimiz yaşıyoruz, yanıyoruz. Gıda enflasyonu çok yüksek. İnsanların alım güçlerinin düştüğünü her yerde görüyoruz, işletmelerimizde görüyoruz. Bu sıkıntılar, 1 yıllık, 2 yıllık, 3 yıllık değil, 20 yıldan beri tarım ve hayvancılık bu ülkede ihmal edildi. Bugün yaşadığımız bu sıkıntıların büyük bir çoğunluğu, dünyadaki enerji fiyatlarıyla açıklanmaya çalışılıyor ama mümkün değil. Böyle şeyler 1 yılda olacak şeyler değil bunlar. 20 yıldan beri tarım ve hayvancılık, ithalat politikaları ile baskılandı. İnsanların gelecekleri çalındı. Artık köylerde annesinin babasının mirası olan evi satın alamıyor insanlar. 100 dönüm yer işleyen küçük çiftçiden, ithalat politikalarıyla her yıl 50 bin lira alındı cebinden. 20 yılda 1 milyon lira alındı. Çiftçi nüfus yaşlanıyor. Kimse yapmak istemiyor.”

“TARIMDA NASIL BİR POLİTİKA İZLENMELİDİR?”

“Doları baskıladılar. Bir para bolluğu yaşandığı dünyada. Bu bolluğun uğradığı ülkelerden biri de Türkiye’ydi. Ülkemizin iktidarı bol para ve bol doları değerlendiremedi. Sıcak para geldi, inşaata gitti. Hala zaten hükümetin politikası son açıklamasında da inşaatçılarla ilgiliydi. Hâlbuki bu paraların 15 milyar doları baraj yatırımlarına gitseydi, GAP, Hamzadere, Çakmak barajları bitmiş olacaktı. Bu barajlar bitmiş olsaydı ikinci ürün alınacaktı güzel yurdumuzda. İkinci ürün alınınca da fiyatlar düşecekti. Yıllarca bunları düşünmediniz. Tamam, ülkemizde köprüye de, yola da ihtiyaç var. Kim yok diyebilir ki zaten. Ama öncelik bu değildi. Bizim gibi 80 milyon nüfusu olan bir ülkenin gıda ve tarım politikalarının çok ciddi, çok tutarlı olması lazım. Bu politikalardan vazgeçmek olmaz.”

“TARIMIN KURTULUŞU SULAMADADIR”

“CHP iktidara geldiği zaman tek yapılması gerekenler belli, barajlar bitecek. Hamzadere Barajı ile Çakmak Barajı bitseydi, bugün ayçiçeği yağının büyük bir kısmı ithal edilmezdi. Ben bir tane ayçiçeğinin bile ithal edilmesine karşıyım. Bizim memleketimizde üretelim bunu. Barajı yapmışız, kanalları bitmemiş. Bir vurdumduymazlık var. Olmazsa olmazımız bizim tarım dememiz lazım, hayvancılık dememiz lazım. Tarımın kurtuluşu sudur. Su olmadan tarım yapamazsınız. Amerika’da mısıra 3.800 kilo alıyorlar, biz bir tonlardayız daha. Nasıl rekabet edeceğiz biz onlarla? Bunlar sulama projeleriyle olur. İkinci ürün çiftçiyi zenginleştirir. Zenginleşen çiftçi gitmez Çerkezköy’e, Çorlu’ya asgari ücretle çalışmaya. Çiftçinin para kazanması lazım. Biz gençlerimizi tarlaya çekersek, baba mesleğini modern koşullarda yapmayı sağlarsak, su sorunu çözersek, milli gübre politikaları oluşturursak, 5 yıl içinde tarımın sorunları çözülür. Hükümetlerin öncelikleri önemlidir. Biz hükümet olduğumuzda birinci önceliğimiz Hükümet Konağı yapmak olmayacak. Bizim birinci önceliğimiz, sulama projelerinin bitirilmesi olacak. Tarım ve hayvancılığın bitirilmesi olacak. İnsanların, kendi ülkesinde üretilen gıdaların, ucuz ve ulaşılabilir fiyatlarla tüketmesini amaçlayacağız. Bunların hepsi birbirine bağlı. Benim yıllardan beri hayalim Tarım Bakanı olmak. Ben buna göre çalışıyorum. Biz, sadece ayçiçeğini değil, üzümü de, fındığı da, Antep fıstığını da değerlendiremiyoruz. Peru’da su yok. Damlama sulama sistemiyle teknolojik imkânlarla üzüm yetiştiriyor. Ama biz yaş üzümü 1,7 dolara satarken, onlar yaş üzümü 2,7 dolara satıyorlar. Adamlar bizim kuru üzüm sattığımız fiyatın üstünde yaş üzüm satıyorlar. Bizim artık bunları konuşmamız lazım. Hep derler ya sen bir kamyon domates satsan ne olur? Adamın 100 gram bilgisayarını alamıyorsun diye. Teknoloji böyle bir şey. Ama bizim bu teknolojiyi tarımda kullanmamız lazım. Bunu ne kadar kullanırsak daha başarılı oluruz. Mesele sadece su, gübre meselesi değil. Ziraat fakültelerinin de güncellenmesi lazım. Günün koşullarına göre yeniden şekil alması lazım. Bir bilgisayar, yapay zeka, dakikada 35-40 milyon veriyi okuyabiliyorsa neden olmasın bunlar bizde de? Neden yapamayalım?” 

Editör: BÜLENT SAYLAM